Showing: 1 - 2 of 2 RESULTS

Neye bulaştın, Felishia? (18+)

Timeline:

Bu hikaye, Anglenna Sunsear’ın Arashkan şehrine, annesi High Lady Angrellen’in First Lord, Princeps Kaladin’e verilmek üzere gönderdiği hediyenin takibi için, High Spires efendisi Philius Silveroak’u ziyaretinden sadece birkaç gün önce gerçekleşir.

Anglenna Sunsear’ın o dönemdeki Arashkan ziyareti ve Efendi Philius ile aralarında geçenler için
bkz. Hikaye: A Bard’s Tale XIII, “Searing Perspective”

 

 

Seni tekrar görecek miyim, Darling?”, diye kedi gibi mırlar orta yaşlarındaki uzun bukleli sarışın kadın.

Daha tam olarak uyku uyuşukluğundan silkinememiş olan alımlı kadının gözleri hoş bir şekilde kayıktır ve üstünde, dağılmış, ince bir gecelik dışında pek de bir şey yoktur..

“Tabii ki, en güzelim!”, diye gülümseyerek karşılık verir, önündeki kadından en az on beş yaş daha genç olan yakışıklı çocuk.

“Eminim bunu beraber olduğun bütün kadınlara söylüyorsundur.”, der kadın, sesinde çok hafif bir hayıflanmayla.

“Sadece en güzellere..”, der genç adam.

Kadın, önünde sırıtarak duran yakışıklı gencin gözlerindeki samimiyeti görünce içi biraz olsun rahatlar..

..ve burkulur.

Gerçekte Felishia Fremier, Arashkan zenginleri ya da aristokratları arasında ne en genç olanıdır, ne de en güzeli. Yaşı otuzun üstündedir ve hayatı tam anlamıyla ve tamir edilemez bir şekilde kırıktır. Ama en azından ve bir geceliğine de olsa, şu anda olduğu gibi— girdiği pencereden çıkmakta olan genç onu, kendi kategorisinde bile ‘en’ güzel olarak görmüş, görmese de, bir yalan olarak bunu söyleme nezaketini göstermiştir.

Bu bile, yaşadıkları geceden daha kıymetlidir Felishia Fremier için.

..Neredeyse!

 

Darly Dor, pencerenin diğer tarafındaki hanımefendinin elini, tam bir centilmene yakışır şekilde öper.. ve kendisini üç katlı malikanenin camından yer çekimine bırakır ve gözden kaybolur.

 

✱ ✱ ✱

 

O kadına aşık olduğunu söylemeyeceksin, değil mi evlat?”

Darly, az önceki dramatik ayrılışından beri, yanındaki yaşlı hırsızla beraber sessizce yürümektedir.

Gün daha tam olarak doğmamıştır, dolayısıyla bölge şerifi, adamları ve daha da önemlisi diğer hırsızlardan emin bir şekilde loncaya, sırtlarındaki ‘kaldırılmış’ malları içeren çuvallarla yürümektedirler.

“Hayır”, der Darly. “Sadece..”

“O cümleyi bitirme istersen, evlat. Aslına bakılırsa hiç başlama bile.. O bir hedefti. Başka bir şey değil. Yaptığımız basit bir ticaretti, o kadar. O ‘bi şeyler’ aldı, bizde karşılığını tahsil ettik. Nokta.”, der yaşlı hırsız, genç adama.

“Biliyorum, efendim. Sadece, o kadını tanıyordum.. Eskiden. Eski hayatımda. İyi biriydi ama çok yanlış kişiye aşık oldu ve bu onu bitirdi. Kırdı!.. O zamandan beri yalnız. Hep yalnız ve acı içinde. Ve benim ona yaptığım, yıllar önce onu kıran, o şerefsiz piç kurusundan hiç de farklı olmadı.

 

Felishia hiçbir zaman çok da zeki bir kadın olmadı. Ama gündüzleri oturup beraber keyifle yemek yiyip muhabbet edebileceğin, yüzünde salak bir gülümseme, kolunda o kız, gezip tozabileceğin, geceleri usulca fısıldaşıp onun sıcacık kalbine sevgiyle sarılabileceğin ve mutlu, güzel bir gün yaşamış olarak yanında uyuyabileceğin, dürüst, samimi, içten, her şeye rağmen başkalarına karşı iyimser, kendisine uzanıp dokunmak için can attırtan ve buna da müsaade eden cinsten bir kadındı. Felishia Fremeir’in her zaman ve tamamen kendisine özel bir yer çekimini vardı. En güzeli de, asla senden o muhteşem gülümseyişini esirgemezdi.

 

Hayatımda, etrafı onunki kadar kalabalık olup da gerçekte onun kadar yalnız bir başkasıyla karşılaşmadım. O kız, o hergelenin ona yaptığını da, benim ona yaptığımı da hak etmiyordu..”, diye, sessizce ve kararmış bir yüzle yürümeye devam eder Darly.

“Bu yüzden sana o cümleye hiç başlama, demiştim.”, der yaşlı hırsız. “Ama içini rahat ettirecekse, o kadın hakkında yaptığın tarife bakılırsa gerçek bir hergele olman dışında, seninle o herif arasında çok büyük iki fark var.”

“Varsa da bunları ben göremiyorum, efendim.”, der Darly.

“Birincisi, senin menşeyin belli, dolayısıyla bir piçin kurusu değilsin..”, der yaşlı hırsız, sırtındaki ağır bohçadan dolayı yorulmuş ve nefes nefese kalmış bir şekilde.

Darly acı bir şekilde ‘fırk’lar.

“İkincisi neymiş?”

“O kadına hiç bir vaatte bulunmadın —bir gecelik eğlenti dışında.. Onu da yaptın.”, der adam. Sonra, “..Yaptın di mi? Bana çok mutlu gibi görünüyordu!”, diye sırıtır ihtiyar hırsız.

Darly’nin yüzü kızarır ama bir şey demez.

“Aferin sana. Bir erkek her zaman verdiği sözü tutmalı. Özellikle de kadınlara verdiği sözleri.”

 

✱ ✱ ✱

 

Felishia Fremier, dağıtılmış odaya öylece bakar.

Solmuş, kerpiç gibi bembeyaz olmuş yüzünde daha herhangi bir ifade oluşmamıştır. Gözleri, ne kadar dolap, ne kadar çekmece varsa açık.. ve boş duran oda da gezer. Neden sonra bulduğu ilk koltuğa, ruhu çekilmişçesine çöker..

Yüzünü ellerine gömer ve hüngür hüngür ağlamaya başlar.

“Neden? Neden bunu bana yaptın, Darling?”, diye inler.

“Çünkü ben basit bir hırsızım, yaşadığımız şey bir yalandı ve sende sadece aptal bir kızsın!”, diye bir monolog cevap verir kızın zihninde..

“Onlar High Woods’dan gelmeydi.. Princeps Kaladin’e verilmek üzere Ri’si adına High Lady Angrellen’in gönderdiği şahsi hediyelerdi!”, diye korku içinde titreyerek ağlar Felishia.

“Bunu bilmiyordum Felishia. Seni iyi hissettirecekse, özür dilerim.”, diye cevap verir, zihnindeki monolog.

“Beni öldürdün, Darling.”

“Bunu asla istemedim, Felishia.”

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Lanet olasıca kesiciler”, diye, yüzünde çirkin bir ifadeyle küfreder Darly Dor. “Ne zamandan beri Hırsızlar Loncasının kaldırması olduğunu bilmelerine rağmen bizden çalmaya kalkılıyor?! Bilmiyorlar mı, bu aradaki tüm anlaşmalara aykırı. Bir loncanın işine bir başka lonca karışmaz, müdahale etmez, musallat olmaz, onlardan çalmaya kalkmaz.. Eski, sokak çatışmalı günlere mi dönmek istiyorlar? Onlar iyi olabilir ama bizden çok daha fazla var!”

“Boşuna nefes tüketiyorsun, evlat.”, der yaşlı hırsız, yüzünde göstermemeye çalıştığı acı ifadesiyle.

Yaşlı hırsız kalçasına tuttuğu kanlı ve kirli bir bez parçasını, bir yandan üstüne ucuz rom dökerek sabitlemeye çalışmaktadır.

“Neden?”, diye huysuzca sorar Darly.

“Seni duyamazlar..”, diye acıyla buruşmuş bir sırıtışla cevap verir yaşlı hırsız.

Darly yaşlı hırsıza bakar. Neden sonra ‘hıf’layıp yaşlı adamın yanına gelir.

“Ver şunu!”, der ve yaşlı hırsızın elinden kanlı, pis paçavrayı alır.

“Senden çok şey öğrendim, yaşlı sansar. Ama yaralara nasıl müdahale edilir, asla bilmediğin bir şeydi.”, diye söylenir Darly.

“Bu sansar, yaşlı olacak kadar uzun yaşamayı başardı, evlat.”, diye cevabı yapıştırır, ihtiyar hırsız.

“Gel benimle. Seni revire götürelim. Şu pis romu da döküp durma yaranın üstüne. Bi bok işe yaramadığı gibi, yaranın iz bırakmasına sebep olacak.”, der Darly ve yaşlı hırsızı nazikçe kolundan tutup kapıya yönlendirir.

“Eminim kırışık kalçamdaki bir yara izini kimsenin fark edeceğini sanmıyorum.”, diye büzüşük bir şekilde kıkırdar.

“Öyle deme. Yaranın kendisini ‘Büyük Anne’ye’ nasıl açıklayacaksın, asıl sen onu düşün.”, diye sırıtır Darly.

“Bu çok acımsızcaydı, Darly.”, diye çelimsiz, cılız bir sesle cevap verir yaşlı hırsız.

Darly, yaşlı adamı götürmeden önce, manalı bir şekilde odadaki diğer hırsızlara bakar.

“Mallara dokunmayın. Bunlarda bir şey var. Ederleri Felishia’nın sahip olabileceğinden biraz fazla.. Çok daha fazla.”, diye kati bir şekilde talimat verir ve yaşlı efendisini revire götürmek üzere odadan ayrılır.

 

Aradan bir saat kadar geçmiştir.

Darly, yaşlı hırsızı revirdeki lonca hekiminin kirli ellerine bırakmış, o gece kaldırdıkları malları incelemek için geri dönmektedir.

Kapının önüne geldiğinde odanın biraz fazla sessiz olduğuna ayılır. Fark ettiği diğer şey ise, burnuna gelen pis, lağım kokusuna karışmış yarı pişmiş et kokusudur.

Genç hırsız, temkinli bir şekilde kapıyı aralar ve bir anda daha önce aldığı koku, muazzam bir katla ona çarpar.

Kokudan Darly’nin gözleri yaşarır ve içeride gördüğü şeyin ne olduğunu ilk anda algılayamaz. Algıladığında ise çok geç kalmıştır ve gördüğü şeyi hayatı boyunca asla zihninden silemeyecektir.

Odanın her yerine —yere, duvarlara, tavana— her yerine kanlı, yanmış, yolunmuş ve kopmuş kızıl insan parçaları yapışmıştır. Sanki odanın ortasında bir şey, muazzam bir şiddetle bir anda patlamış ve odadaki herkesi parçalamıştır. Ne var ki, odada bir patlama olduğuna dair hiçbir iz ya da yanık yoktur. Dahası, çaldıkları mallar tertemiz bir şekilde odanın ortasında durmaktadır.

Üzerinden sadece çok hafif bir şekilde tüten koyu bordo, mel’un duman olmasa bile bu katliamın mümessilini tahmin etmek çok da zor değildir.

Darly, arkasından gelen koşturmalara aldırmaksızın öylece odaya, parçalanmış cesetlere ve hepsinin ortasında sessizce duran ‘suçluya’ bakar.

Neden sonra, koşup gelen diğer hırsızların dehşet ve korku dolu çığlıklarıyla kendisine gelir. İstemsizce boğazına kadar gelen ekşi suyu yutkunur ve fısıldar.

“Neye bulaştın, Felishia?”

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Nereye gidiyorsun, evlat?”, diye tıslar yaşlı hırsız, Darly’nin kolunu tutarak.

“Onu uyarmalıyım!”, diye fısıldar Darly.

“Bu senin sorunun değil, evlat. Bırak peşini.. Burada ‘büyüklerin’ bir oyunu var ve bizim gibi küçük insanları ilgilendirmez!”, diye harlar yaşlı adam.

Odada olanları ve geride kalanları Hırsızlar Loncasındaki bütün hırsızlar görmüş ve dehşet içerisinde kalakalmışlardır.

“Felishia saraydaki sanat eserlerinden, antikalardan ve asilzadelere gelen hediyelerden sorumluydu. Sence o mel’un şey nereye gidiyordu sanıyorsun?”, diye kaşları çatılı bir şekilde sorar Darly.

“Bu bizleri ilgilendirmez, evlat. Bırak gitsin..”, diye ısrarını yineler yaşlı sansar.

“Sence o şey sarayda.. her ne yaptıysa, orada yapmış olsaydı bu bizi etkilemez miydi? Düşün ki bu Princeps’e gönderilmiş olsun ve içerde gördüğün, dokunmamaları söylenmiş olmalarına rağmen kurcalayan bir avuç salak değil de Princeps’in kendisi olsun.. Bunun için suçlu aramayacaklar mı? Sence, “Bu sizin yapacağınız türden bir iş değil, rahat olun!”, deyip bize dokunmayacaklarını mı sanıyorsun. Emin ol bir günah keçisi arayacaklar. Onu buluncaya kadar da bizden yüzlercesini asarlardı..”, diye haşin bir şekilde fısıldar genç adam.

Yaşlı hırsız bir süre sessizce durur.

Neden sonra, “Bazen çok düşündüğünü sana hiç söylemiş miydim?”, der ve Darly’nin kolunu bırakır.

“Müteaddit defa..”, der Darly.

“Git.. Git ve kurtar sevgilini.. Kimsenin seni görmediğinden de emin ol.”, der yaşlı hırsız, yılmış bir şekilde.

“O sevgilim değil..”, der Darly hafif alınmış bir şekilde. “Sadece sevdiğim birisi, o kadar.”

“Ben yaşlı bir ahmak olabilirim ama halk arasında ‘sevdiğin’ bir kadına ‘sevgili’ dendiğini unutmuş olacak kadar da yaşlı bir ahmak değilim.”, der ihtiyar hırsız.

Darly çok kısa bir an sırıtır. Sonra kaşlarını çatar ve kararlı bir şekilde Hırsızlar Loncasının en az bilinen ‘arka kapı’larından birinden, sevgili Felishia Fremier’i uyarmak için sıvışır..

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Kapı aralanır ve ardında yaşı biraz geçkin, hizmetli kıyafetleri içinde bir adam belirir. Adamın saçları kırlaşmış ve kısa kesimlidir. Koyu mavi gözlerinin kenarları, geride bırakılmış yılların etkisiyle kırışmış ve çatallanmıştır.

Hizmetli, anca araladığı kapının arkasından, Darly’ye, Darly’nin kıyafetlerine ve.. gençliğine bakar!

“Buyrun?”, der hafif soğuk bir şekilde.

“Ben..”, der Darly ve durur. Kendi içinden, ‘Ben ne?!’, diye geçirir..

‘Ben dün gece evin hanımını ayartıp sonra da evini soyan hayvanım!’

“Ben evin hanımının bir tanıdığıyım ve kendisiyle görüşmem gereken önemli bir husus var.”, der.

“Evin hanımı şu anda müsait değil ve kimseyi görmek istemiyor.”, diye soğuk bir şekilde cevap verir hizmetli.

“Lütfen. Konu önemli olmasaydı ısrar etmezdim.”, diye rica eder Darly

Kapının arkasındaki hizmetli tereddüte kalır ve kısa bir anlığına gözleri seyirir gibi olur.

“Bu mümkün de—”, diyerek kapıyı Darly’nin yüzüne kapatmaya kalkar ama genç hırsız keskin çevikliğini ortaya koyar;

Bir ayağını kapının arasına sıkıştırır, sonra da kapıyı aşırı güçle omuzlar ve bunu beklemeyen hizmetli geri düşer..

..ve düşerken Darly çizmesinden çektiği ince, uzun hançerini hizmetlinin gözüne sokar!

Hizmetlinin ağzından hayretle karışık bir acı çığlığı kaçar ama Darly işini yarım bırakmaktan hoşlanan biri değildir; hançeri hizmetlinin gözünden çıkartır ve üç hızlı hareketle adamın boğazına, kalbine ve karnına sokup çıkartır.

Hizmetli yere düşmeden ölmüştür!

..ve kapının arkasında sakladığı diğer elinde tuttuğu geniş ağızlı hançeri de, onunla beraber yere yuvarlanır.

“Seni adi kesici.. Bir hizmetli asla kapıyı yarım açmaz. Kapıya geleni de ya kovar, ya da efendisine bildirir. Kendisi düşünüp karar vermeye kalkmaz zira zenginler ve aristokratlar, kendi kafalarına göre davranan hizmetlilerden nefret ederler. Ayrıca bir aristokrat hizmetlisi saçlarını berberde kestirir, kavgada tutulup çekilemesin diye seninkisi gibi satırla kendisi kesmez.. Ve kapıyı açan hiçbir hizmetli ‘Buyrun.’ demez. ‘Buyrun efendim.’, der. Öğrenin bu ayrıntıları artık!”, der Darly kindar bir şekilde ölü kesiciye.

Sonra kapıyı kapatır ve yukarda karşılaşacağı şeyi bilmesine rağmen, malikanenin geniş merdivenlerine yönelir.

 

 

✱ ✱ ✱

 

 

Darly, yerde yatan, uzun bukleli sarı saçları her bir yana dağılmış kadına bakar.

Kadının göğsünde kesicinin geniş ağızlı hançeri ebadında bir yarık mevcuttur ve kadının kanı yarıktan hala sızmaktadır.

 

Darly yavaşça kadının yanına çömelir ve onu yerden kaldırıp kucağına çeker ve onun yüzüne bakar.

Kadının simasını seyrederken, dağılmış, uzun bukleli saçlarını düzeltir sonra da yanağına dokunur.

Kadının yanağı hala yumuşak ve..

..ılıktır.

 

Darly’nin içinde bir şeyler kırılır.

Kadının siması bulanıklaşır ve Darly’nin gırtlağından bir hıçkırık kaçar.

“Özür dilerim, Felishia.. Çok, çok özür dilerim..”, der kırık bir sesle.

“Üzülme, güzel Darling. En nihayetinde ben sadece basit, aptal bir kızdım ve yaşadığımız da bir yalandı ..”, diye bir monolog cevap verir Darly’nin zihninde..

“Senden çaldıklarımızın ne olduklarını ve kimin için olduklarını bilmiyordum. Seni uyarmak istedim ama geç kaldım..”, diye inler genç hırsız.

“Bunu bilemezdin ki, Darling.. Seni iyi hissettirecekse, iyi ki de çalmışsın. Farkında olmadan bir savaşı engellemiş oldun.. Bunun için aptal bir kızı kimse özlemez.”, diye cevap verir, zihnindeki monolog.

“Seni öldürttüm, sevgili Felishia..”

“Bunu asla istemedin, Darling.”

 

 


 

Darling; Sevgili/Sevgilim. Felishia Fremeir’in, adını bile bilmediği Darly’ye verdiği isim.


“Do nots w’rry thyself, mine quite beautiful Darling, f’r I was allweyes and m’re a foolish girl with an unhealthy desire f’r a warme heart and delusions of a devotious love.

I have died and nones shalt miss mine hand nor shall I be wont f’r mine tender embrace. But shall I miss thine wh’re I go, mine beautiful Darling, f’r I have lived but a mere night in this world.”

— from the letter Darly found, clutched in Felishia Fremeirs’ hand.

 

Bu olaydan sonra, ‘kaldırılmış’ malların imhası için odaya giren hırsızlar da feci bir şekilde can verince, büyük paralar karşılığına lonca bir büyücü tutar ancak o ve ondan sonra çağrılan papaz, işi kesin yapabileceğini iddia eden bir druid ve son olarak da işi yapması halinde serbest bırakılacağı garanti edilen bir paladin kanlı et yığınına dönüşünce, hırsızlar odayı mühürler. Odanın civarındaki koridorlar ve odalar boşaltılır ve bulabildikleri her tuzak, büyü, yığma kum torbası, tahta ve çiviyle onları da mühürlerler. Zamanla mühürlü yerler terk edilir ve unutulur.. Uzun aralıklarla mühürlü koridor ve odalardan ürpertici inlemeler, nahoş kokular eşliğinde sürünme sesleri ve mel’un, kahır dolu çığlıklar duyulur.

Bu duruma daha fazla dayanamayan hırsızlar yer değiştirmeye karar verir ve Darly Dor’un, kesicilerin iyi olduklarına, ancak hırsızların sayı olarak çok daha fazla oluşlarıyla ilgili söylemi bir kehanet kabilinde gerçekleşir; arkasında üç yüze yakın ceset bırakan büyük bir sokak, ardından da yer altında gerçekleşen kanlı, uzun çatışmalardan sonra Hırsızlar Loncası, Lanet Piçler olarak bilinen kesiciler loncasını yok eder ve onların merkezine taşınır. Arashkan’da yeni bir kesiciler loncasının ortaya çıkması neredeyse beş yıl alacaktır. Bu süre, Arashkan şehri tarihinde herhangi bir kasıtlı cinayet ya da suikastın gerçekleşmediği tek dönem olacaktır.

 


Hikayeye, hikayenin konusuna ve içeriğine uygun bulduğum için bu şarkıyı seçtim:

Indila, Dernière Danse

 

 

 
 

A Bard’s Tale XIII
“Searing Perspective”

Timeline:

Ben, Serena Glyphwriter ve okumak üzere olduğunuz bu yazı 178 yıl önce, doğumunda ‘Anglenna’ adı ile kutsanan, High Woods’daki saklı Bari Na-Ammen’de doğan bir high elf hanımefendisi hakkındadır.

Bu kadar geriye gittiğimiz ve 178 yıldan bahsettiğimiz için, bu hanımefendinin günlük hayatından ziyade, onu olduğu kişi yapan ve hayatına şekil veren olayları kaleme almayı tercih edeceğim, zira bir kızın iç dünyasını anlatmanın imkansızlığı bir yana, bir high elfin, insanlardan çok farklı, anlaşılması zor bakış açısını anlatmak ise tamamen ayrı bir mesele.. Ama yine de elimden geleni yapacağım zira sizler de okurken öğreneceğiniz gibi, bu yazının basit bir kızın basit hayatını içermediğini göreceksiniz.

Bir ‘Arashkan Günlüğü’ araştırmacı-yazarı olarak kendisine hayatıyla ilgili bir yazı yazmayı düşündüğümü ve bu konuda bir söyleşi için kendisinden bir randevu olmak istediğimi bildirdiğimde, açıkçası bana biraz soğuk gibi gelen bir yüz ifadesiyle bakıp, sonra da böyle bir söyleşi için yaşımın tutup tutmadığını sorduğunda alınmadım değil. Zeka ve bilgeliğimin yeterliliği ile ilgili de bir şeyler söyledi ancak onları burada dile getirmemeyi tercih ediyorum.

Bu konuyu ele almamın başlıca sebebi, gazetemiz ‘Arashkan Günlüğü’nün sahibi, Brogard As’praza’nın, bir zamanlar High Wood’daki saklı high elf şehri Bari Na-ammen High Lordlarından Selvius Brightleaf (Anglenna hanımefendinin babası) ile yakın arkadaş olması ve sayın Selvius’un beklenmedik ölümünün eşi Angrellen tarafından, hiç de üstü kapalı olmayan imalarla, haber yapılmaması isteği üzerine, rahmetli arkadaşına karşı borçlu kaldığını hissetmiş olması ve ‘hiç olmazsa’ kızı ile bir röportaj ve onun hakkında bir araştırma ve bir de yazı istemesidir.

Ne var ki, Anglenna hanımefendi ulaşılması kolay biri değil. Ancak iki gün önce, Sim Town’da görüldüğüne dair bir haber aldım ve hemen işe koyuldum. Şaşılacak bir şekilde, bugün de kendisini Arashkan şehrine girdiğini kendi gözlerimle müşahade ettim ancak etrafı kalabalıktı ve yanına yaklaşamadım.

Kendisini Arashkan’daki High Elf Spires’a kadar takip etmeyi düşünüyordum ama beklediğim gibi ve ilginç bir şekilde oraya gitmedi. Yanındakilerle birlikte The Rundown varoşlarındaki, iyimser bir tanımlamayla ‘4. sınıf’ bir hana yerleştiler. Bu da ister istemez benim araştırmacı duyularımın “Bir High Woods High Lady’sinin The Rundown gibi bir varoş yerde ne işi olabilir?”, diye bir anda çınlamasına sebep oldu.

Ben Serena Glyphwriter,
Arashkan Günlüğü araştırmacı yazarı.

Haberi yarın, ayrıntılarıyla gazetenizde.

Almayı unutmayın!

 

Hikaye, Angrellen Sunsear’ın geçmişini anlatsa da, gazeteci Serena Glyphwriter bunu Gemini ile
A Bard’s Tale XII, “Tinker This! – III – Finalé”
hikayeleri arasında nihayetlendirmiştir.

Yazının kaleme alınmaya başlanması, araştırması, muhtelif kişilerle yapılan görüşme ve röportajlar ise yıllar öncesine aittir.

 

 

Birkaç Yıl Önce

 

Ahmak!”

“Sana bu ‘planı’ uygulaman halinde en az kendini öldürteceğini söylemiştim. Bakın şu işe; ölüyorsun!”, der High Lady Anglenna soğuk bir ifadeyle yerde yatan adama.

‘Yerde yatan adam’, göğsüne yediği bir ok dolayısıyla kendi kanı ile boğulmaktadır. Adam, fokurdayan, kısık bir sesle, “Yardım et bana..”, diye yalvarır.

“Hiç sanmıyorum zira o küçük beyninle yaptığın planın, hekimimizi de öldürttü.”, der High Lady daha da soğuk bir şekilde ve başıyla yerde yatan diğer üç adamdan karnında uzun bir mızrak saplı olanı işaret ederek.

Sonra, ellerinde paslı kılıçlarla kendilerine doğru çıldırmışcasına koşan haydutlara döner ve yüzündeki soğuk ifadeye rağmen, klinik bir ekonomiyle, içinde haydutların mevcut mesafelerini, yaklaşma hızlarını ve küresel yarıçap ve pi sayısı içeren bir hesaplama yapar.

“Dört, üç, iki ve bir..”, diye geri sayar, işaret parmağı ile haydutların arasındaki bir noktaya işaret eder ve..

Aragarat furero angelop..“, diye fısıldar.

İşaret edilen nokta bir anda aydınlanır ve harlar.

High Lady Anglenna, işaret ettiği parmağını, diğerleriyle birleştirip yumruk yapar ve yumruğu sıkar.

Harlayan ateş daha da kızar ve boğuk bir gümbürtüyle patlar..

..ve haydutların tamamı, koca bir ateş fırtınası içinde bir anda yanar ve kısa, toplu bir çığlıktan sonra da kül olur!

High Lady Anglenna’dan hiçbir zafer çığlığı ya da ‘İşte bu..!’ gibi bir tatmin ibaresi duyulmaz. Az önceki ifadesinden herhangi bir ödün vermeksizin yerde yatan adama bakar.

“Planlar asla karmaşık olmamalıdır.. Ama sen bunu öğrenemeyeceksin, sanırım.”, der.

“Bana.. iksirlerinden birisini ver..”, diye yalvarır adam.

“Neden? Hayatta kalıp başkalarının daha ölmesine sebep olasın diye mi?”, der Anglenna ve kendi gözünde, ölmeyi bile düzgün bir şekilde beceremeyen adamı bırakıp gider.

 

Adam hayatta kalır.

İki gün can çekiştikten sonra, hasbelkader oradan geçmekte olan, kutsal Celestial dağındaki Prayers Rest’e gitmekte olan bir grup Pilgrims Home hacısı tarafından bulunur. İyileşip tekrar yürüyebilmesi aylar sürer, ne var ki kan kaybı dolayısıyla hafızasının da, becerilerinin de çoğunu yitirir ama High Lady Anglenna’yı asla unutmaz.

 

✱ ✱ ✱

 

Birkaç Yıl Sonra

 

Yeterince odaklanmıyorsun kızım.”, der high elf kadın, önündeki sihirli küreye yoğunlaşmış kıza. “Bir işi ya doğru yap, ya da hiç başlama. Bu evde yarım işçiliğe de, kötü işçiliğe de yer yok. Bin beş yüz yıllık hayatımda bu prensipten ödün vermedim.”

“Dört gündür bir şey yemeden, içmeden ve dinlenmeden burada, bu küreye bakıyorum, anne.”, der kıtırlı bir sesle Anglenna.

“Ve bu başarısızlığın için yeter sebep mi sence? Dört gün önce de sevgili kardeşim Grandarelen’i göremedin o kürede, şimdi de göremiyorsun. Demek ki açlık, susuzluk ve uykusuzluk, denklemin bir parçası değil. Sadece başarısızlığının için bir bahane. Bir gün Rise olacaksın.. Bunun için şu anda olduğundan çok daha iyi olmalısın.”, der High Lady Angrellen.

“Bari Na-ammen de bir prenses var, anne. Rise o olacak, ben değil.”, der kızı.

Bir anda ani, sert ve şok edici bir şaklama sesi duyulur.

Anglenna’nın kulakları çınlar, gözlerinde sarı noktalar uçuşur ve sol yanağından boğuk bir acının yayılmaya başladığını hisseder.

Neden sonra annesinin kendisine tokat attığına ayılır.

“O yarı ucubenin adı da, varlığı da bu evde anılmayacak, beni anlıyor musun, Lenna?!”, diye tıslar kadın.

“Evet, anne.”, der Anglenna utanç içerisinde.

Bulundukları odanın kapısı tedirgin bir şekilde tıklanır ve içeri bir hizmetli girer ve High Lady Angrellen’in önünde eğilir.

“Özür dilerim, hanımım. Yeğeniniz, Prenses Alor’Nadien ne geldiler ve müsaitseler High Lady Anglenna ile oynamak istediklerini söylüyorlar.”, der hizmetli.

High Lady Angrellen, bu haberden ya da haberin zamanlamasından etkilenmişsede, bunu yüzüne yansıtmaz ama yanan gözlerindeki hisleri oldukça nettir.

“Hadi kızım, git ve küçük prensesimizle oyna–”, diye gergin dudaklar ve kin dolu gözlerle onu gönderecekken odaya küçük bir şey girer..

Ufacık boyu, neredeyse yere kadar uzanan, kömür siyahı örülmüş saçları, çim yeşili gözleri, hafif çilli burnu ve küçük, kiraz renkli ağzı ile fevkalade şeker bir görünüme sahip olan bu şey, Prenses Alor’Nadien ne’dir.

Hafif paytak yürüyüşle kendisinden neredeyse bin beş yüz yıl daha büyük olan teyzesinin önünde durur, küçük, zarif bir reverans yapar ve “Şiji raatsız ettiiim için öjüy dileyim Anlellen teyje. Müşaadenişle Anlenna aplamı benimle oynaması için rica etmeye geldim.”, der yumuşak ama yaşından hiç beklenmeyecek, şaşırtıcı bir ciddiyetle.

“Ayrıca bugün aplama patateş, çilek ve deye otuyla paşta yaptım, bi tane de tayçınlı sovanlı böyek yaptım ama sovanlayı bulamadım, bende içine el pudyası koydum, hayika oydu, onu da getiydim..”, diye de ekler mutlu bir şekilde.

High Lady Anglenna bir anda dört günlük açlığını, susuzluğunu, uykusuzluğunu ve annesinden yediği tokadı unutur ve son duyduğu ile muhatap bırakılacağı şey karşısında dehşetle önünde duran küçük şeye bakar!

 

✱ ✱ ✱

 

Birçok Yıl Önce

 

Annen nasıl, benim küçük prensesim?”, diye sorar yakışıklı high elf, kızına.

“Ben piyenşeş değilim ki, baba.”, der küçük Anglenna.

“Aaaaa.. Her babanın kızı, onun prensesidir.”, der Selvius Brightleaf gülümseyerek.

O gün Selvius’un canı biraz sıkkındır zira son günlerde eşi Angrellen, olağan halinden daha da fazla içine kapanıktır ve kendisine tam olarak donuk gözlerle bakmasa da, hayalet görmüş gibi süzmektedir.

Ve zamanının çoğunu, yaşadıkları kulenin altındaki ‘çalışma odasında’ geçirmektedir. Selvius, kendisinin de, küçük kızının da biraz temiz havaya ihtiyacı olduğunu hissetmiş ve hizmetlilerinden birini de yanına alarak ormana, kızıyla piknik yapmaya çıkmıştır.

“Annem üşgün.”, der küçük Anglenna.

“Üzgün mü? Neden üzgün annen?”, diye sorar babası.

Küçük Anglenna omuzlarını silker ve “Biymem. Annem hep üşgün ki!”, der.

“Hmmm..”, diye hafif kaşları çatılır Selvius’un. “Annenin üzgün olması için ne gibi bir sebebi olabilir ki? Güzel, mutlu bir ailesi var, hepimizin sağlığı yerinde, Bari Na-ammen’de huzur var, sınırlarımız güvende ve soframız dolgun. Üzülecek gerçekten ne gibi bir sebep olabilir..?”, diye mırıldanır. Sonra sürdüğü atının semerinin önüne oturttuğu küçük hayatına sarılır ve, “En önemlisi de, harika bir prensesimiz var!”, diye ünler.

Küçük Anglenna mutlu bir şekilde kıkırdar.

 

Bu,

küçük ya da büyük,

Anglenna’nın son mutlu anı olacaktır.

 

Zira tam o anda ve birden hava kararacak, kulak donduran bir uğultuyla mel’un, kara bir rüzgar esecek ve Selvius Brightleaf, kaskatı kesilmiş bir şekilde atından devrilecektir.

 

High Lady Angrellen kocasının ölümünden kardeşi, Ri Grandaleren’i sorumlu gösterir, ancak bu bir histeri olarak onun kaybına verilir ve Selvius’un ölümü ‘beklenmedik bir kalp krizi’ olarak kayda geçer.

 

✱ ✱ ✱

 

Birkaç Yıl Önce

 

Arashkan Şehri.

High Lady Anglenna buraya, annesi High Lady Angrellen’in yeni talimatlarıyla gelmiştir ve Efendi Philius terlemektedir zira gelen kişiyi tanıdığı gibi, onu gönderen kişiyi çok daha iyi tanımaktadır.

Dahası, yüzünde soğuk bir ifadeyle duran soyluya vereceği kötü haberleri vardır.

“Annemin gönderdiği hediye, First Lord, Princeps Kaladin’e ulaştırıldı mı?”, diye sorar Anglenna.

“Hanımım, Princeps Kaladin’e ulaştırılmak üzere verdiğiniz hediye, ulaştıracak ilgili bayana verildi. Ne var ki o noktada bir sorun çıktı..”, diye terleyerek cevap verir Efendi Philius.

High Lady Anglenna hiç sesini çıkarmaz. Sadece platin renkli kaşlarını kaldırır ve bekler.

Efendi Philius biraz daha terler.

“Hediyeyi vereceği günün öncesindeki gece, ilgili bayanın evinde bir soygun oldu. Çalınanlar arasında annenizin gönderdiği hediye de vardı..”, der yutkunarak.

Efendi Philius’un başı bir anda çarpılmış ve iç gıcıklatan bir kıkırdak sesi ile bir yana döner. Yüzünde beliren el izi, High Lady Anglenna’nın hareket ettiğine dair tek ip ucudur.

Uzun boyunun verdiği avantajla sersemlemiş bir şekilde olduğu yerde duran Efendi Philius’a tamamen yukarıdan bakan Anglenna, ölümcül bir tıslamayla konuşur.

“Annem, High Lady Angrellen, sana Princeps Kaladin’e verilmek üzere bir hediye emanet etti ve sen de onu çaldırttın, öyle mi?”

“Ben.. özür dilerim hanımım. Bu beklenmedik bir gelişme. Eminim annenizin gönderdiği hediyenin yerine aynı değerde uygun bir şey bulabiliriz..”, diye kekeler Efendi Philius.

“Annem ahmaklarla çalışmanın zorluğu ile ilgili beni defalarca uyarmıştı. Görüyorum ki haklıymış.”, der Anglenna buz gibi bir sesle.

“Hanımefendi.. eminim..”, diye başlar Efendi Philius.

“Bana yapmaktan hiç de pişman olmayacağım bir şeyi yapmaya zorlama Philius. Burada, High Spires’ın efendisi olman, annemin lütfuyla gerçekleşti. Ve bu lütfu sana düşünmen için değil, verilen emirleri harfiyle yerine getirmen içindi.”, diye tıslar Anglenna ve burnundan soluyarak, “Hediye işi olmayacak çünkü o hediyeyi annem kendisi hazırladı ve yerine bir başkası konamaz..”

Anglenna bir an durur ve düşünür. Neden sonra, “Anneme hediyenin ilgili kişilere verildiğini rapor edeceğim ve bu konu burda kapanacak.”

“Te.. teşekkür ederim hanımım..”, diye ter içerisinde kalmış bir şekilde teşekkür eder Efendi Philius.

Anglenna ise ilk defa gülümser. Soğuk, hesaplı, avına kitlenmiş bir atmacanın kısılmış gözlerine sahip bir gülümsemedir bu.

Efendi Philius yutkunur.

“Artık benimsin Philius. Eline yüzüne bulaştırdığın bu işi annemin öğrenmesi halinde sana ne olacağını tam olarak bildiğini tahmin ediyorum.. Bunu asla unutma.”, diye aynı soğuk gülümsemeyle konuşur High Lady Anglenna sonra arkasını döner ve uzun etekleri peşinden salınır halde bulundukları şatafatlı salondan ayrılır.

Ancak uzun bir süreden sonra Efendi Philius nefes alır.

Yumruklarını ve dişlerini sıkar ve elf yüzünde çirkef bir ifade belirir.

Kararmış suratından lanetler yayılmaya başlar..

“Lanet olsun sana Felishia, gördüğün her yakışıklı erkeğe aşık olduğun için.. ve gördüğün her zengin, aptal kızı ayartıp soyduğun için, doğduğun güne de, seni bu evden kovduğum güne de iki kere lanet olsun, Darlius!”

 

✱ ✱ ✱

 

Birkaç Yıl Önce

 

Prenses.. Onunla Arashkan’a gideceksin.”, diye burun kıvırır High Lady Angrellen. “Alçak kardeşim bunu bilerek yapıyor.”

“Pek anlayamadım anne. Neyi bilerek yapıyor?”, diye sorar Anglenna.

GRANDALEREN!“, diye hışımla tıslar high elf kadın.

“O kısmını anladım, anne.. Neyi bilerek yapıyor?”, diye sabırlı bir şekilde yineler Anglenna.

“Aptal olma, kızım. Aptal olabilecek kadar paran yok!”, diye burnundan solur Angrellen. “Sevgili erkek kardeşim, kızını Arashkan’a, oradaki yatırımlarımızı değerlendirmesi ve tetkik etmesi için gönderiyor. Sanki o küçük yarı ucubenin yatırımlarımızdan anlayacak aklı varmış ya da onları tetkik edecek yetiye sahipmiş gibi.. Dahası, ona refakatçi olarak da seni seçti ve bir Ri olduğu için de bunu reddedemem. Edersem beni yerimden etmesi için Grandaleren’in eline istediği fırsatı vermiş olurum. Ama kızına bir şey olursa, bu ikimizin de hayatına mal olur.”

High Lady Angrellen, o kadar sinirlenmiştir ki, neredeyse çıldırmak üzeredir.

“Hemen hazırlan. En iyi kıyafetlerini giyin. O küçük süprüntüye, asalet nedir göster. Onu Arashkan’a götür ve sağ salim geri getir yoksa ikimiz de yanarız ve bunca zamanlık bütün emeklerimiz çöpe gider..”, diye harlar Angrellen.

“Ve hazır gitmişken kızın ağzını yokla. Gerçekte neden Arashkan’a gittiğini öğren..”

Bulundukları odanın kapısı tedirgin bir şekilde tıklanır ve içeri aynı hizmetli girer ve High Lady Angrellen’in önünde eğilir.

“Hanımım, Prenses Alor’Nadien ne geldiler ve sizi görmek istediklerini söylediler.”, diye konuşur eğildiği yerden.

“Gelsin.”, der Angrellen kısaca.

Hizmetli geri çekilir ve biraz sonra genç prenses eşliğinde tekrar gelir.

Prenses Alor’Nadien ne büyümüştür.

Ve Angrellen bu kızı her gördüğünde daha da şaşırır zira kız biraz daha boy atmış, biraz daha olgunlaşmış ve biraz daha güzelleşmiştir. Ama içten içe kendisini bitiren şey; kızda olup da asla kendisinde olmayacak doğal bir zarafet ve asalet havası mevcuttur. Angrellen nadiren yaptığı bir şeyi yapar; önünde duran bir gerçeği kendisine itiraf eder. Bu kız, duruşu ve davranışıyla ile tam bir prensestir ve güzelliğinin hepsini olmasa da, belirgin bir kısmını, zarafetinin ise tamamını bir insan olan annesi, Nadine Graciousward’dan almıştır..

Kız daha on sekiz yaşında olmasına rağmen, olgunluğunu, samimiyetini, sevgisini ve etrafına yaydığı dinginliğini ne annesinden, ne de babasından almıştır. Bunlar tamamen ona aittir ve kendisindendir.

Prenses Alor’Nadien ne, ince belinden aşağı sarkmış, karmaşık bir boğum ile örülmüş kömürümsü siyah uzun saçları, kenarları hafif çekik, ‘yağmur sonrası’ çim yeşili gözleri, anca görülür çillerin rastgele serpiştirildiği zarif burdu ve doğal kiraz kırmızısı ağzı ve daha tam dolmamış, sırım gibi vücuduyla gerçek anlamda bir dişidir.

Olduğu hanımefendi gibi, Alor’Nadien ne önce hizmetliye gülümser ve ona teşekkür eder, sonra teyzesinin önüne gelir ve zarif bir reverans yapar.

“Angrellen Teyze. Babam, Ri Grandarelen’in ricası üzerine kuzenim ve ablam Lady Anglenna’nın benimle gelmesine müsaade ettiğiniz için müteşekkirim zira kendisinin Arashkan şehrine dair engin tecrübelerine ihtiyaç duyacağım. Bunun sizin için oluşturabileceği sıkıntı ve zahmetlerden dolayı da lütfen özürlerimi kabul edin.”, der yumuşak, içten ve ciddi bir şekilde.

“Sorun değil, sevgili yeğenim. Kızım sana göz kulak olacaktır. Bundan senin de, babanın da içi rahat etsin.”, der Angrellen soğuk bir şekilde.

Prenses Alor’Nadien ne gülümser. Teyzesinin tavrı onu rahatsız ettiyse bu ne yüzüne, ne de davranışlarına yansır. Teyzesine tekrar zarif bir reverans yapar ve mutlu bir ifadeyle kuzeni Anglenna’ya, “Sana emanetim, abla.”, der.

 

✱ ✱ ✱

 

Kısa Bir Süre Sonra

 

Bundan emin misin?”, diye keskin bir sesle fısıldar High Lady Angrellen.

“Evet, anne. Yolda uzun uzun konuşmak için yeterince fırsatımız oldu. Sevgili kuzenimin, ne annesi Nadine gibi bir sorceress, ne de babası Ri Grandaleren gibi bir büyücü olmaya niyeti var. Bir Shadowfel Hexlord’u ile anlaşma yapmış ve ona bağlı bir warlock olmayı düşünüyormuş.”, der Anglenna, annesi gibi fısıltılı bir sesle.

High Lady Angrellen’in yüzünde nahoş bir gülümseme belirir.

“Hıh.. Kimin aklına gelirdi, sevgili yeğenimin kendi sonunu bu kadar muntazam bir şekilde kendi elleriyle getireceğini. Sevgili, ahmak kardeşim Grandaleren, buna kesinlikle tahammül etmeyecektir. Themalsar savaşında yaşadıklarından dolayı warlock’lardan nefret eder. Ya kızına zorla engel olmaya çalışacaktır —ki bu da muhteşem bir şekilde kendisine geri tepecektir zira Alor’Nadien ne’nin gerçekte ne kadar inatçı olduğunu çok iyi bilirim, ya da onu, kendi kızını, önce aforoz, sonra da sürgün etmek zorunda kalacaktır.”, diye mutlu bir şekilde sırıtır.

“Alor’Nadien ne’yi uyarmamız gerekmez mi, anne? Bu durum bütün High Woods ve Bari Na-ammen’i etkileme potansiyeline sahip..”, der Anglenna biraz irkilmiş bir şekilde. Sonra sesini alçaltır ve ekler, “Ayrıca hoşumuza gitse de, gitmese de o aileden biri..”

 

Yıllarca annesinin söylemleri ve dolduruşlarına rağmen, gerçekte Anglenna, kuzeni Alor’Nadienne’den, annesinin kendisinden istediği ve beklediği gibi nefret edememiştir. Başta kızın davranışlarını yapmacık bulsa da, zamanla, onu tanıdıkça, kendisinden yüz elli küsür yaş küçük olan bu yarı elf’in olgunluğunda, saygısında, sevgisinde, ciddiyetinde ve inadında olduğu kadar samimiyetinde de içten olduğunu fark etmiştir. Dahası, bunu fark eden tek kişi kendisi de değildir. Prenses, Bari Na-ammen’de karşılaştığı herkesin üzerinde benzer etkiler bırakmıştır.

Kızın bu etkisi büyü değil, gösterdiği içten saygı ve samimiyetindendir.

Anglenna sorunun kuzeninde değil annesinde olabileceğini anlamaya başlamasına sebep olan şey, ironik bir şekilde yine kuzeninin ta küçük yaştan itibaren kendisine gösterdiği aynı saygı, sevgi ve içten samimiyetidir.

..Ve High Woods’da bunu fark edemeyen sadece bir kişi vardır..

 

High Lady Angrellen uzun bir süre, tamir etmek için çok uğraştığı bir cihazdan istediği sonuç yada verimi alamamış bir mucidin hayal kırıklığı ile kızına bakar.

“O süprüntü..”, der sıktığı dişleri arasından sessizce, “..asla buraya ait değildi. Ne o, ne de Rise olacak o insan müsvettesi.. Grandaleren asla bir insanı buraya, high elflerin kutsal mekanı olan Bari Na-ammen’e çağırmamalıydı. Ve asla onunla beraber olmamalıydı. Bunu yaparak bütün High Woods’un onurunu yerle bir etti.”, der.

“Bu söylediklerinde haklı olabilirsin, anne. Ancak babasıyla arasında oluşabilecek bir sürtüşme, Bari Na-ammen için çok ciddi sorunlar doğuracaktır. Belki farkında değilsin ama, o kızın çok seveni var. Ve bunu söylerken, onun güzelliğinden etkilenmiş genç ahmaklardan ya da sarayı dolduran renkli tavus kuşlarından bahsetmiyorum, anne. Kız, küçük yaştan itibaren etrafındakilere gösterdiği sevgi ve saygı, içten ve samimi davranışlarıyla farkında olmadan gerçek sadakat topladı. Elinde güçlü bir sebebi olsa, babasını bile bugün tahtından indirebilir. High Lordların belki tamamı olmasa da, belirgin bir kısmı da onu destekler zira Grandaleren’in eksantrik ve antika idaresinden bıkmış durumdalar.. Dahası, ordu da onu destekler çünkü o büyü değil, teberi seçti!”

High Lady Angrellen omuzlarını silker.

“İnsanların dediği gibi; ‘Birkaç yumurta kırmadan, omlet yapamazsın!'”, der umarsızca. Sonra kızına döner ve ona kati sesle tembihler; “Ben bu olaya herhangi bir şekilde karışıyormuş gibi görülmemeliyim. Dolayısıyla sadece dışarıdan, gerekli dedikoduları yayacağım. Ama sen, benim güzel kızım, sen kuzenine sessizce destek olacaksın. Ona, her elf gibi kendi yolunu seçme özgürlüğüne sahip olduğu fikrini aşılayacaksın.”

Anglenna, itiraz edecekmiş gibi annesine bakar.

Annesi gözlerini kısar ve kızına tıslar, “Bunu benim için yapacaksın, Anglenna. Senin Rise olman için çok uğraştım ve yolun sonuna yaklaştık artık. Basiretsizlik için yanlış bir zaman bu.”

Anglenna’nın omuzları çöker.

“Peki, anne..”, der sessizce.

Bulundukları odanın kapısı tedirgin bir şekilde tıklanır ve içeri hizmetli girer ve High Lady Angrellen’in önünde eğilir.

“Hanımım, Prenses Alor’Nadien ne geldiler ve mümkünse kuzeniyle görmek istediklerini söylediler.”, diye eğildiği yerden konuşur.

Anglenna gülümser ve “Gelsin.. Sevgili yeğenime evim her daim açıktır.”, der.

 

✱ ✱ ✱

 

Birkaç Yıl Sonra

 

İnanılır gibi değil!”, diye haykırır High Lady Angrellen. “Kardeşim resmen bunamış..”

“Ne oldu anne? İstediğin her şeyi elde ettin. Alor’Nadien ne gitti. Rivayetler doğru ise, artık aslını bile reddedip kendisine bir insan ismi almış. Kızının gitmiş olması Ri’nin ruh halini tamamen dengesizleştirdi. O günden beri hiç bir devlet kararı almadı. Bari Na-Ammen’de herşey durdu. Ve duyduğum kadarıyla Rise Nadine bile artık onunla aynı odayı paylaşmıyormuş. Sanırım adama yeterince çektirdin, anne. High Woods’a da..”, der Anglenna, hafif bir suçluluk duygusuyla.

“Bu evde pişmanlığa yer yok, kızım. Toy olma ve bir Rise gibi yaptıklarını sahiplen.”, der Angrellen kızına, horlayan bir sesle.

Anglenna sesini çıkarmaz ama içten içe kaynar. Kendisi o güne kadar annesi ne dediyse yapmıştır. Ancak işler nihayete varırken, Anglenna’da bunların gerçek sonuçlarını görmeye başlamış ve meyvesini de tatmıştır.

Gördüklerinde kati olarak bir şeyler ‘yanlış’tır.

..ve meyvesinin de tadı acıdır!

 

Son bir kaç aydır —prenses’in gidişinden beri— High Woods susmuştur ve Bari Na-Ammen’in sokaklarında mütemadiyen, uğursuz bir rüzgar esmektedir. O gün bu gündür şehir de şarkılar susmuş, sokaklarda oynayan çocuklar gitmiş, sanki şehir küsmüş ve sakinleriyle olan bağı kopmuştur..

..ve bunların hiçbiri annesi, High Lady Angrellen’in umurunda değildir. Belli ki onun için bunlar sadece bir omlet için kırılan yumurta değerindedir.

 

“O yaşlı bunağa gelince.. Bari Na-ammen’e serbest giriş izni vermiş.. bir insan süprüntüsüne!”, diye harlar annesi.

“Bu ilk defa olmuyor, anne. Bunu özel yapan nedir?”, diye sorar Anglenna.

“İzin verdiği kişi, Arashkan Günlüğü denen müsvette de çalışan bir araştırmacı yazar. O kahrolasıca Brogard As’praza’nın elemanlarından biri..”, diye hırlar Angrellen.

“Hmmm..”, diye düşünür Anglenna.

“Bunu bilerek yaptı.. Kardeşim.. Bunu bilerek yaptı.. Her yere burnunu sokup herkese olur olmaz sorular sorsun diye bilinçli olarak bir gazetecinin kutsal mekanımıza girmesine izin verdi.”, diye tıslar, hararetle.

“Bizim saklayacak bir şeyimiz yok, anne. Gelsin, kiminle ne konuşmak istiyorsa konuşsun. Eminim kimseden fazla bir laf alamayacaktır çünkü elfler insanlara güvenmezler. İnsanlar da gazetecilere güvenmezler.”, diye alaylı bir ifadeyle geçiştirmeye çalışır Anglenna.

High Lady Angrellen kızına yine o bakışı atar; ahmaklardan bahsettiğinde yüzünde beliren o bakışı..

“Herkesin saklayacağı sırları vardır Anglenna. Öyle de olmalıdır. O gazeteciyi evimin yakınında görmek istemiyorum. Sen de konuşmayacaksın onunla.”, diye kati bir sesle emir verir.

Bulundukları odanın kapısı sessizce tıklanır ve içeri hizmetlileri girer, High Lady Angrellen’in önünde eğilir ve sessizce konuşur.

“Hanımım, kendisine Serena Glyphwriter diyen ve Arashkan Günlüğü’nden olduğunu söyleyen bir insan geldi ve sizinle kısa bir röportajın mümkün olup olmadığını sormamı istedi..”

 

✱ ✱ ✱

 

Birkaç Ay Önce

 

Yapacak bir şey yok, anne. Bu Ri’nin emri.”, der Anglenna sakince.

High Lady Angrellen ise kızıyla aynı sükuneti paylaşmaz. Yüzünde çirkef bir ifade belirmiş ve hırlayan bir sesle, “Hayır. Bir bahane uyduracağız ve sen de bu emre uymayacaksın!”

“Anne. Hayatım boyunca, devamlı benim bir gün Rise olacağımdan bahsedip durdun. Ben, mevcut Ri’nin emirlerine uymazsam, Rise olduğumda başkalarının benim emirlerime uymasını nasıl bekleyebilirim?”, der makul bir şekilde.

High Lady Angrellen durur.

Burnundan soluyarak, kısılmış gözlerle kızını süzer ve “Aferin.. En sonunda büyümeye ve bir Rise gibi düşünmeye başlamışsın.”, der.

“Öyle olsun bakalım, benim akıllı kızım. Git ve o süprüntüyü bul ve babasına getir. Kendisini açıklamak için çok ikna edici sebepleri yoksa eğer, sevgili kardeşim en başta yapması gereken şeyi yapmak zorunda kalacak; kızının velayetini fes edecek. Ve sen, kızım, bunun olması için gerekli bütün delilleri, yol boyunca toplayacak ve bana getireceksin.”, diye kati bir sesle emreder Angrellen.

“Peki, anne..”, der Anglenna, bıkkın ve yılmış bir sesle. Sonra döner ve kuzeninin en son civarında görüldüğü rivayet edilen, Serenity Home adındaki kasabaya gitmek için ayrılır.

 

✱ ✱ ✱

 


Serena Glyphwriter’ın hazırladığı bu haber/makale asla yayınlanmaz. Serena Glyphwriter, haberi yayınlanması için teslim etmesinden kısa bir süre sonra ortadan kaybolur ve kendisinden bir daha haber alınamaz.

Arashkan Günlüğü’nün sahibi, Brogard As’praza ise haberin üstüne yatmaz.

Yakinen tanıdığı Efendi Philius, kendisine büyük ricalar ve hediyelerle gelir. Brogard hediyeleri almaz ama eski arkadaşı Selvius Brightleaf’in anısı ve değerlendirebileceğini düşündüğü için haberin yazılı olduğu ikinci hamur kağıdı ona verir.

Efendi Philius, en sonunda High Lady Angrellen ve kızı Anglenna’ya karşı eline geçirdiği bu paha biçilmez koz ile yüz yıllar sonra ilk defa huzur içinde uyur.

Ne var ki ertesi akşam Efendi Philius’un evinde bir soygun gerçekleşir.

Çalınan eşyalar arasında bu yazı da vardır.

Darly (Darlius) Dor’un adı bir anda şüpheliler listesinin en başında yer alır.