Showing: 1 - 1 of 1 RESULTS
book 05 books dungeons and dragons duygusal groups karakter analizi komedi role play serenity serenity home

Shared Dreams
(Part One)

Shared Dreams
(Part One)

Timeline:

Büyük Arashkan şehri alevler içerisinde yanmaktadır. Onun hemen dibindeki High Woods ve elflerin 7500 yıllık kadim Bari Na-ammen şehri de benzer bir kaderi paylaşmaktadır..

 

Serenity Home kahramanları bu vahim sahne karşısında krallığın birçok yerine dağılıp, Orken ordularına karşı yardım ve müttefik bulmak için küçük gruplar halinde dağılmıştır.

 

Bu küçük gruplardan biri de
Aager Fogstep ve Inshala ‘la fey’ Frostmane’dir.

 

Bu hikaye,
Eski Efendim, Sahibim
ve Çok Daha Fazlası..
‘dan
sonra yer alır..

 

 

Gecenin karanlığında, yoğun ağaç ve çalıların ardında hayal meyal parıldayan bir çift yeşil, cam gibi saydam göz, kısılmış bir şekilde yaşlı adamı takip etmektedir. Gözlerin sahibi, yetişkin bir insanı kapıp götürebilecek kadar güçlü ağzını açar ve uzun, ıslak, zımparamsı diliyle ağzın yanlarından aşağı doğru meyleden nerdeyse üçer karış uzunluğundaki hançer dişleri sessiz bir şapırtıyla yalar, sonra koca küt burnunu ıslatır, iyi göğsünün derinliklerinden, gök gürlemesini andıran bir hırıltı kaçar. Üç yüz küsür kiloluk muazzam cüssesine rağmen yine de yer çekimini inkar edercesine bir fısıltıyla dev patisini bir adım daha ileri atar ve tüm kasları sıçramaya hazır bir şekilde gerilir..

“Efendi Cathber..”, diye, hırıltılı, imalı bir ses duyulur ve yaşlı adamın yanında karalar içinde bir adam peyda oluverir. “..Sizi bulduğuma pek sevindim.”

Yaşlı ‘Efendi Cathber’ bir an irkilir, karalar içindeki sinsi adamı görünce temkinli bir şekilde rahatlar.

“Merhaba, genç..?”, diye vızıltıyı andıran kısık ve kırık bir sesle sorar yaşlı adam.

“Aager.. Aager Fogstep, efendim..”, diye tanıtır kendisini karalar içindeki sinsi görünümlü adam.

“Aaaa.. Efendi Aager. Saygı değer Şerif Standorin sizden bahsetmişti.”, diye dişlek bir şekilde sırıtır Efendi Cathber.

 

Aager Fogstep, Efendi Cathber’i farkındasız bir evhamla inceler. Yaşlı adam sadece yaşını geçmiş değil, yaşını geçeli yüz yıllar geçmiş biri gibidir zira kel kafasında saç kalmamış ve bu hali çok, ama çok uzun zaman önce gerçekleşecek kadar ‘güneş görmüş’tür. Uzun, ak sakalları neredeyse beline kadar inmiş ve çöp gibi kolları, yırtık cübbesinden görünen sıska bacakları ve kambur haliyle acınası bir haldedir.

Aager gördüklerine rağmen doğal temkini elden bırakmaz. Şerif Standorin, Serenity Home Belediye Başkanı Arthandos Yuleman ve iki İzci Efendileri, Devien ve Moorat’in bu yaşlı adam hakkında konuşurken gösterdikleri saygıya bakılırsa, söz konusu saygı adamın yaşı ile sınırlı değildir.

Aager rivayet ve dedikodulara özellikle kulak kabartan biri değildir. Sadece göz ardı edecek kadar ahmak ve kibirli değildir, o kadar.

Ve kümülatif rivayetlere de bakılırsa, bu iki büklüm görünümlü yaşlı adam, Themalsar Savaşında bulunmuştur.. sekiz yüz elli yıl önce!

 

“Şerif sizin geleceğinizi, ve belki de şahsım gibi muhabbet etmeyi pek seven birisinin varlığının sizi mutlu edeceğini düşündü.”, der Aager ve bunu söylerken hicvetmez, gülümsemez ve kaşlarını çatmaz.

Düz ve tam anlamıyla ifadesiz bir yüzle söyler.

O güne kadar o yüzde ‘mutlu’ herhangi bir ifade asla oluşmamış biri gibi..

..Ve kapkara gözleriyle ormanın karanlığını süzer.

 

“Standorin her zaman çok düşünceli bir çocuktu..”, diye sırıtır Efendi Cathber.

“Evet, efendim.”, diye onaylar Aager muallak bir şekilde. “İsterseniz yola koyulalım. Mesafe biraz uzun.”

“Hayırdır, genç Aager. Tedirgin gibisiniz.”, diye neşeli bir kıkırtıyla sorar Efendi Cathber.

“Emin değilim, efendim.”, diye cevap verir karalar içindeki adam, sözlerini, gözleri gibi kısmış bir şekilde.

“Endişelenmenize gerek yok Efendi Aager. Vahşi ve yırtıcı hayvanlar benim gibi yaşlı bir adama musallat olmazlar zira onların istediği şey bende yok; Et!”, der ve kıs kıs gülmeye başlar Cathber ve garip bir adınımla, hoplaya topallaya yürümeye başlar.

 

Aager Fogstep yaşlı adamın elli adım kadar ilerlemesine izin verir. Sonra sesiz, hırıltılı sesiyle tıslar.

“Her ne isen, çık ortaya. Orada olduğunu biliyorum!”

 

Karalar içindeki adam uzun bir süre kıpırdamadan öylece durur yerinde, ama ormandan herhangi bir cevap gelmez.

Efendi Cathber’e yetişmek için döndüğünde arkasından çok hafif, anca duyulur bir ses gelir.

Aager hayatını ölüm ile raks ederek geçirmiş biridir. Nevarki ölüme bu kadar yaklaşmış olduğunu bildiği sadece iki anısı vardır.

Arkasından duyduğu ses ise o iki anıdan tamamen farklı bir ölümdür zira bu insanî değil, tamamen vahşi, kural ve kuramlardan beri, göğsünü sıkıştıran, derin bir hırıltının sesidir.

 

Aager, yaşlı Cathber’in peşinden gitmeye başlar. Ancak, ve belli etmeden, belindeki keskin bıçaklardan bir tanesini, kınıyla birlikte yere ‘düşürür’..

..ve kendisine has sessiz adımlarla gözden kaybolur.

✱ ✱ ✱

Inshala ‘la fey’ Frostmane, yüzünde mutlu bir ifadeyle gözlerini açar. Saf ve şaşkın bir şekilde etrafına bakınır ancak beklediği gibi masmavi bir gökyüzünü göremez. Kaşları hafif çatılır ve başını döndürüp etrafına bakınınca kendisinin bir mağaranın içinde olduğuna ayılır ve küçük bir kedi gibi gerinirken yavaş yavaş neden bu mağarada olduğunu hatırlamaya başlar ve bir anda irkilir. Hafif panik içerisinde kalkar yerinden küçük, sıskası çıkmış kız.

“A.. Aager?”, diye hem tedirgin, hem de korkudan pır pır atan kalbini zapt etmeye çalışır bir telaşla seslenir.

“Buradayım, küçük bayan.”, diye Aager’in hırıltılı sesini duyar ve bir anda kızın içine su serpilmiş gibi rahatlar.

“Ben.. ben gittiğini sandım!”, deyi verir küçük kız.

“Sensiz nereye gidebilirim ki?”, diye ciddi bir şekilde cevap verir karalar içindeki Aager ve oturduğu ateşin başından kalkar ve küçük kıza döner. Elinde bir çubuğa saplanmış ve kötü bir şekilde de yakılmış patatesi ve hafif ezilmiş teneke bir bardağı kıza doğru uzatır. “Dikkat et. Patates sıcak. Adını telaffuz edemediğim ‘şeysi’ çayın da..”

Kız çok kısa bir anlığına, Aager’in gerçekten önünde olup olmadığına emin olmak istiyormuş gibi ona alık alık bakar, sonra yaptığı şeye ayılır ve kızarmış bir ifadeyle patatese uzanır..

..ve küçük bir ‘Ayy!’ sesiyle elini yakar.

Aager gülümser ama bunu sessizce yapar. Kızın ‘şeysi’ çayını onun yanına bırakır, ateşten kendisi de bi çöp yanık patates kapar, kıza bıraktığı teneke bardaktan daha da vahim bir halde olan bir başka bardağa acı kahve doldurur ve küçük kıza doğru meyledip onun yanına çömer.

“Bu ‘şeysi’ çayı değil ki ama. Tarçınlı kırmızı çalı çayı —Rooibos!”, diye düzeltir Inshala ister istemez ve ezik teneke bardaktan keyifle bir yudum hüpletir.

“Ve bunu benim ezberlememi bekliyor olman, hayret verici.”, diye sırıtır Aager.

“Neden olmasın ki?”, der ve soymaya çalıştığı sıcak patatesle elini tekrar yakar. “Uff.. çok sıcakmış ama.”

“Biraz beklersen yeterince soğur.”, der Aager.

“Ama çok acıktım!”, diye mızmızlanır küçük kız.

 

Aager sessizce uzanır ve sıcak patatesi alır, haşin bir-iki hareketle yanık kabukları yolar ve patatesi ikiye böler..

..ve ikiye bölünmüş patates bir anda soğur!

 

“Teşekkür ederim.”, der Inshala mutlu bir şekilde. “Ama bitkiler hakkında bilgilere nerede ne zaman ihtiyaç duyulur bilinmez, öyle değil mi Aager Fogstep?”

 

Aager bir anda eskiyi hatırlar. Çok eskiyi..

Drashan kadar eskiyi.

Aager, daha genç bir delikanlıyken yanında çalışmaya başladığı Primrose’u hatırlar.

“Simyanın kökü, sadece hangi maddeleri nelerle karıştırdığında ne elde edeceğini öğrenmek değil, her maddeyi, her bitkiyi ve her sıvıyı bilmeyi gerektirir. Bunu asla unutma delikanlı. Simya tehlikeli bir bilimdir ve ona gerekli saygıyı göstermezsen, seni öldürür..”

Primrose böyle başlamıştı ona verdiği ilk derse.

Ve gerçekte Aager kırmızı çalı çayına Rooibos denildiğini de bilir. Sadece Inshala’nın sesinde ona huzur veren bir tını vardır ve karalar içindeki adam o tınıyı duymaktan hoşlandığı için kıza itiraz etmektedir..

 

“Herkesin gittiğine hala inanamıyorum.”, der Inshala bir anda ve sesinden bu konuda mutsuz olduğu açıkça anlaşılmaktadır.

“Herkesin gitmesi gereken yerler var. Umarım akıllı davranırlar ve sağ salim, tek parça halinde tekrar görebiliriz onları.”, diye mırıldanır Aager.

“Tedirginsin.”, der küçük kız bir anda.

“Evet. Bu, Udoorin’i ilk defa tek başına bırakmışlığım olacak.”

“Udoorin abi senden çok şey öğrendi ama ki! Ve yanında Lorna ve Anglenna ablalar da var.”, diye teskin etmeye çalışır Inshala, Aager’i.

“Bakıyorum ‘Ördek Dudak’la aranı yapmışsın, küçük bayan.”, diye gülümser Aager.

“O ördek dudaklı değilmiş ki. Annesi yüzünden devamlı kızgınmış. Gitmeden önce uzun uzun konuştuk.. Ben onun saçlarını örerken. Çok güzel saçları varmış yaaa.. İpek gibi.. Ve çok uysal!”, diye kaşları hafif çatılı bir şekilde anlatır Inshala.

“Uysal mı? Anglenna mı uysal?”, diye biraz şaşırarak sorar karalar içindeki adam.

“Hayır yaa.. Saçları çok uysal! Elime aldığımda, nasıl örmek istiyorsam o yöne, sanki kendi kendilerine hareket ediyormuş gibi şekil alıyorlardı.”

“Bremorel ablanın saçları da çok güzel ama onunkiler biraz kendisi gibi; hırçın ve inatçı! Nasıl yaparsam yapayım, o şekle girmemek için çaba sarf ediyorlardı sanki. Zaten ördükten bir saat sonra da Bremorel abla devamlı saçlarıyla oynadığı için, çözülüyordu yine. Themalsar’dayken beni çileden çıkarmıştı!”, diye alt dudağını pörtleterek söylenir küçük kız.

Aager gülümser.

“Anglenna ablanın annesinin onun saçlarını hiç örmediğini biliyor muydun? Pis cadaloz şey!”, diye hışmeder bir anda. “Benim bi kızım olsa, her gün örerdim onun saçlarını ki!”

 

Genç adam dayanamaz ve kıkırdar!

Aager.. kıkırdar!

 

Küçük kız patatesini bitirdiğinde biraz kendisine gelmiş gibidir. Ilımaya başlamış tarçınlı kırmızı çalı çayını da bitirip kalkmaya meyleder ama Aager kızın eline bir tane daha yanık patateslerden tutuşturur!

Kız önce patatese bakar, sonra da Aager’e.

“Ama ben doydum ki!”, diye sevindirik bir şekilde sırıtır.

“İlkini kendin için yedin. Bunu ise benim için yiyeceksin.”, der Aager.

Kız alt dudağını tekrar pörtletir.

“Ama ben doydum ki yaaa..”, diye sızlanır.

“Lütfen, Inshala. Biraz kendine gelmen lazım artık.”, der karalar içindeki adam ciddi bir ifadeyle.

“Kendimdeyim ki!”, diye söylenir küçük kız.

“Inshala. Lütfen. Benim için yeyiver.”

“Ama.. ama bu çantaş!”, diye mızmızlanır Inshala.

“Çantaş?”

“Çatnaj.. Şatnaç.. Jantaş..”, diye afallar ve kızın yüzü fena halde kızarır.

“Umm.. Şantaj?”, diye nazik bir şekilde önerir Aager.

“Evet, ondan işte!”, der kıpkırmızı suratla. “Çantaj! Senin yaptığın bu ama ki!”

“Pek sayılmaz, ama artık beraberiz ve bize bakacak bir Lady yok yanımızda. Zayıf düşmeni istemeyiz, öyle değil mi?”

“Düşersem beni tutarsın.”, der kız ve karalar içindeki adamın bir anda yüzünde oluşan ifadeden biraz korkar. O ifadeyi daha önce bir defa görmüştür ve tekrar görmek asla istez. Daha doğrusu, ‘sevgilimi’ olan bu adamın yüzünde o ifadenin bir daha oluşmasını istemez ve ivedilikle patatesin kabuklarını yolar ve büyük teşebbüsle hepsini ağzına tıkıştırmaya çalışır.

“Mfff mffım fıfafım fi!”, diye bir şeyler söyler.

Aager sesini çıkarmaz. Yavaşça kıza uzanır ve bir eliyle nazikçe kızı çenesinden tutarken, diğer eliyle de cebinden çıkardığı temiz bir bezle kızın yüzünü ve küçük dudaklarını temizler.

“Hepsini bir anda tıkıştırmamanı tercih ederdim. Seninle çok uzun bir hayatı paylaşmayı diliyorum, güzel Inshala. Ama bunun için sağlığına da biraz imtina göstermen gerekiyor. Bunu artık kendin için değil, bizim için yapmalısın.”, der sessizce, ve bunu da kendi gözlerini kızın muhteşem gözlerinden ayırmadan söyler.

Kızcağızın gözleri dolar.

Ve ağzına tıkıştırdığı patatesi zorlukla yutar.

“Ben.. ben özür dilerim. Üçüncü patates için hazırım ki!”

✱ ✱ ✱

Bir yerlerden at bulmamız gerekecek. Yolumuz oldukça uzun. Ta Durkahan’a kadar yürümeye kalkarsak oraya vardığımızda iş işten geçmiş olur.”, diye söylenir Aager. “Ve her yerde Orken sürüleri varken nereden nasıl at bulabileceğimizi bilmiyorum.”

“Ben.. ben hiç ata binmedim..”, der Inshala küçük bir sesle. “Düşersem her yerim kırılır ki.”

“Öğrenmesi çok da zor değil, küçük bayan. Olmadı almayı düşündüğümüz gibi iki at alırız, sen arkamda oturursun, at yorulduğunda diğerine geçeriz. Bu şekilde iki misli yol almayız ama yine de Orken’lerle aramızdaki mesafeyi ciddi bir şekilde de açmış oluruz.”, der karalar içindeki adam.

Inshala bir an durağanlaşır ve yüzünde mutsuz bir ifade belirir.

“Korkulacak bir şey yok. Ve yanlış bilmiyorsam sen atlarla konuşa da bilirsin.”, der Aager ve gülümser, ancak bunun küçük kızın üzerinde olumlu herhangi bir etkisini görmeyince biraz kafası karışır zira hayvanlar söz konusu olduğunda bu kızın çekinebileceğini düşünemez.

“Ne oldu, bebeğim? Sanıyorum ki sorun atlarla ilgili değil.”, diye düşünür küçük kızın zihninde.

Kız yine cevap vermeyince Aager onun yanına gider ve nazikçe kızı kendisine doğru döndürür.

“Sorun nedir? Bilmeden yanlış bir şey söyledim sanırım..”

“Sorun yok. Ve sen yanlış bir şey söylemedin Aager Fogstep.”, diye kızın sesini duyar zihninde Aager.

“Inshala. Seni rahatsız eden bir şey olduğunu hissedebiliyorum. Bir birimize açık olacaktık.”, der nazikçe kıza.

“Ben.. ben ne zaman ‘küçük bayan’ olmaktan kurtulacağım?”, diye bir anda ağlamaya başlar kız. “Beni hep küçük olarak mı göreceksin?”

 

Aager hayretle kıza bakar, sonra onu kollarına alır.

Sıskası çıkmış kız daha içli bir şekilde ağlar.

“Halbuki artık on altı yaşında bile değilim. Bari Na-ammen yolunda on yedime basmıştım!”, diye içli bir şekilde inler kız.

Aager kıza sarılmaya devam eder ama söyleyecek doğru bir şey bulamaz.

“Hep küçük olarak kalmak istemiyorum. Themalsar’dayken bana küçük muamelesi yapmıyordun halbuki. O kadar mı çirkinim artık?”, der boğuk bir sesle ve hıçkırmaya başlar.

“Inshala..”, diye kızı teskin etmeye çalışır Aager.

“O zaman bana dobraca ve denginmişim gibi bakıyordun. Şimdiyse bana küçük bir kıza bakar gibi bakıyorsun..”, diye inlemeye devam eder Inshala.

“Inshala..”, diye tekrar kıza seslenir Aager.

“Sıska olmam benim suçum değil ama ki.. Söz daha çok yemek için elimden geleni yapacağım. Sosyal şeysini de çok öğrendim ve o zaman ki gibi yabanî de değilim artık. Sebebini bir türlü anlayamasam da, sırf hoşuna gittiğini söylediğin için bu pis boynuzları bile gizlemiyorum.”

“Inshala..”, diye tekrarlar kendisini Aager.

“Daha ne yapmam gerekiyor benim küçük olmadığımı görebilmen için? Bilmediğim şeyleri yapamam ama ki! Beni hala küçük olarak görüyorsun ama büyük görmen için ne yapmam gerektiğini söylemiyorsun!”

“Inshala..”, diye cılız bir sesle dener şansını Aager.

“Kavgalarda da artık aptal bir dağ keçisi gibi dalmıyorum düşmanın arasına bile.. Lady abla diğerlerine nasıl kızıyorsa bana da aynısını kızıyor. Merisoul abla ise bana ‘cilve’ yapmam gerektiğini söyledi ama cilvenin ne olduğunu söylemedi. Sana aptal bir kız olduğumu söylemiştim. Bilmiyorum bir çok şeyi ama öğrenirim ki. Neyim eksik benim? Birileri size anlatmış her şeyi ama benim etrafımda anlatacak kimsem yoktu. Anlatmadığınız şeyleri nasıl bilebilirim ama ki?”

INSHALA!”, diye sert bir şekilde seslenir Aager kıza en sonunda.

Kızın sesi bir anda kesilir Aager’in zihninde ve iri, dolu gözlerle öylece kendisini sarmış adama bakar.

“E.. Efendim..”, diye korkmuş bir şekilde kekeler kız.

“Sana, küçük bir kıza sarılıyor gibi mi sarılıyorum?”, diye çatılı kaşlarla sorar kıza karalar içindeki adam.

“Bi.. Bilmem.. Senin hiç başkasına sarıldığını görmedim ki..”, diye söylenir kız.

Aager hiçbir şey söylemez bunun üzerine. Kıza sadece, yüzünde beliren hafif ürkütücü gülümsemeyle bakar..

..ve Inshala bir anda ayılıverir.

“Ben başkalarına dokunmayı seven biri değilim, Inshala. Dahası, başkalarının da bana dokunmasından hoşlanmıyorum ve buna pek az tahammül gösterebiliyorum. Sebebini sorarsan, bilmiyorum. Belki de kimseye, onlara sarılacak kadar güvenmediğim içindir. Yada sadece huysuz adamın teki olduğum için.. Hayatımda karşılaştığım ve buna istisna gösterebildiğim, sadece bir kişi oldu ve o da sensin ve bunun sebebi de sadece sana güvenmemle sınırlı değil.

Tıpkı aptallara tahammül edemediğim, ama seninle beraber aptal olmak beni tahmin edemeyeceğin kadar mutlu ettiği gibi. Tıpkı dans etmekten hoşlanmadığım ve bu güne kadar hiç ilgilenmemiş olmama rağmen seninle dans etmenin bana ‘doğru’ gelmesi gibi.. Ben şarkı da dinlemem çünkü benim için şarkı sadece bir vakit kaybı ve şarkı söylenen ortamlar aynı zamanda gardımızı da indirmemize sebep olduğu için. Ama senin o mırıldandığın şarkı beni eritiyor ve beni uçuruyor..

Şimdi sana bunları ‘küçük’ bir kızla yapabileceğimi düşündüren nedir?

Seni Themalsar’dayken de küçük bir kız olarak görmedim, Themalsar sonrasında da, gerçek yaşını öğrendiğimde de..

Dahası, her ırkın olgunluğa ulaşmasının yaşı farklıdır. Bir elf on altı yaşındayken teknik olarak hala bir ‘bebek’tir. Yüz yaşına kadar da bir çocuktur.

Ben bir insanım ama çocuk olma lüksümü beş yaşımdayken çoktan geride bırakmıştım. Tahmin ediyorum, sen bundan bile önce terk etmek zorunda kaldın. Bununla beraber, içine doğduğumuz koşullar her ne olursa olsun, yine de hem bedensel, hem duygusal, hem de zihinsel olgunluğa ulaşmamız yine de yıllara dağılan bir süreç.

Ben bir çok kavgaya girdim. Çoğunu istemedim ama zorunlu bırakıldım çünkü kavga etmememin bir zayıflık olduğu sanılan bir ortamda doğdum. Aynı şekilde bir çok da can aldım, bir çokları da benim canımı almaya çalıştı. Dolayısıyla kavga etmeyi ve can almayı çok iyi beceren birisi oldum.

Peki bu beni olgun birisi mi yapıyor? Kız kardeşim için bir zamanlar canımı bile verirdim. Ama sana yaptığı şeyden sonra onu ellerimle öldürmek istedim ve üçümüz arasında olgun davranabilen bi sen vardın ve sen bana seni ‘küçük’ bir kız olarak gördüğümü sanıyorsun..

Hayır, Inshala. Seni bir çok muhteşem şey olarak görüyorum ama ‘küçük kız’ bunların arasında yer almıyor. Nevarki sen de benimle aynı kırık kaderi paylaşıyorsun. İkimiz de çok küçük yaşta, çok kötü şeylerle karşılaştık, daha da kötü şeylere maruz bırakıldık. Ama karşılaştığımız şeyler ikimizi de gerçekte olgunlaştırmadı. Sadece keskinleştirdi..”

 

Inshala başını karalara bürünmüş adamın göğsüne gömer ve utanmış bir şekilde söylenir.

 

“Ben.. Ben özür dilerim. Seni kızdırdım. Etrafımda olup biten bir çok şeyi daha anlamıyorum ve bunlardan bazılarını ise korkarım hiç anlamayacağım. Ama senin anlattıklarının bir kısmını anladım.. Sanırım.. Anlamadıklarımı zamanla anlayacağım, söz!.. Olgunlaşınca..”, der kız mutsuz bir sesle.

 

Aager kollarıyla sarıp sarmaladığı kıza nazikçe seslenir.

“Bana bak, Inshala.. Gözlerime bak..”

Kız utanç içerisinde omuzlarını silker ve başını gömdüğü yerden kaldırmaz.

Genç adam bir eliyle kızın çenesini avcunun içine alır ve yüzü kendisine doğru çevirir.

Kız buna ancak çok kısa bir anlığına mukavemet gösterir, sonra kendi rızasıyla başını kaldırır, ıslak gözler ve kızarmış yüzle can attığı ürkütücü adama bakar.

 

Aager yavaşça eğilir ve kızı öper.

 

Başta ne olduğunu anlayamaz Inshala..

..ama birden, belki de içsel bir dürtüyle ayılıverir.

Ve sıskası çıkmış, çöp gibi kollarından beklenmeyecek bir güçle karalar içindeki adamın boynuna sarılır.. ve o öpücüğe doğru erir..

 

Karalar içindeki adam, o öpücükte kızın ‘küçük’ görünümün ne denli yanıltıcı olduğunu anlar..

..ve kızın gözlerinin ardında fokurdayan fırtınanın kaynayıp taştığını duyar gibi olur.

 

O fırtınanın içinde, iki ay kadar önce Gemini ile bağlandığında ziyaret ettiği kızın ‘hayal dünyasında’ gördüğü ‘Sessiz Orman’daki kurbağaların büyük bir gürültüyle vırakladıklarını, ateş böceklerinin ise mutlu bir heyecanla bir oraya, bir buraya vızıldadıklarını görür.

 

‘Şafak Sahili’nde ise güneş çok daha parlak, çok daha ‘hayat dolu’ yükselmektedir sanki..

Ve yükselen altın şafakta manta balıklarının, çılgın raksına müşahede eder.

 

Denizin, bir pasta dilimi gibi bölündüğü sahilde ise, dev ‘Shala’nın muazzam bir ivme ile denizden fırlayıp, daha da muazzam bir coşkuyla kendisini tekrar denize salışını, akıl almaz bir hayretle seyreder.

 

Ve kızın, uçsuz bucaksız dağlarında, yüzlerce.. belki de binlerce flamingo, bir anda havalanır, ve bütün gök yüzünü kaplayan zarif bir daire halinde uçmalarını izler.

 

Kızın kendisini götürdüğü yerler arasında belki de en manidar değişim, mis gibi ‘temiz’ ve insan elinden beri olan buzullarda gerçekleşir.

Uçsuz bucaksız buz dağlarında, kulak çınlatan bir çatırdama sesi duyulur ve zirvelerden biri ortadan ikiye bölünür, muhteşem bir çığ eşliğinde, yeri göğü inleten bir homurtuyla çöker..

 

 

Inshala gözlerini açar ve kendisini hayetle izleyen adama bakar.

“Bu.. Bu beklediğim bir şey değildi sevgilimi Aager Fogstep.”, diye pespembe olmuş bir şekilde fısıldar.

Aager boğazını temizler.

Zira bu, kendisinin de beklediği bir şey değildir.

Aager’in içindeki ses, ona fena tehditkar bir şekilde tıslar.

“Sus! Sakın bir şey söyleyip bu anı batırma! Yaptığın şeyi yaparak tüm kontörlerini harcadın. Top, onda artık.”

Aager yutkunur ve kollarındaki kızın muhteşem gözlerindeki fırtınanın sanki biraz durağanlaştığını —hayır, durağanlaştığını değil, ‘sakinleştiğini’ görür gibi olur.

Kızın aralanmış, olgun çilek renkli küçük dudakları çok hafif yukarı doğru bükülür ve nefes nefese bir sesle fısıldar.

“Sanırım uçurma sırası bende Aager Fogstep..”

✱ ✱ ✱

Aager Fogstep burnundan soluyarak yaralı izci kızların kaldığı çadırdan çıkar ve içeriden gelen kıkırtılar da fokurdayan hışmına hiç yardımcı olmaz. Karalar içindeki adam yumruklarını sıkar ve gecenin karanlığına doğru haşin bir küfür savurur..

Şu anda Drashan’da olmuş olsa, ikisinin de gırtlağına bıçağını dayamış, saçma salak açıklamalar, bahaneler ve abuk sabuk şeyler dinlemek zorunda kalmış olmaz, tüm gerçeği, bütün çıplaklığı ile öğrenmiş olurdu.

Ama işin püf noktası da bu değil miydi zaten; burası Drashan değildi ve bu insanlar ‘özgür’dü. Onun işi de bu insanların özgür kalmaları sağlamak için çabalamaktı. Ve sağladığı söz konusu ‘özgürlük’lerin an itibariyle işine gelmemesi, kızması için yeterli bir sebep miydi?

Aager farkında olmadan, eski ‘marifetleri’ olmasa da, eski ‘perspektif’ini değiştirmesi gerektiğine ayılır.

Karalar içindeki adam başını kaldırır ve gecenin karanlığında göz kırpan yıldızlara bakar ve derin bir nefes alır.

Evet, Drashan onun geçmişidir. Ama geleceği değil.

Ve kendisi ya bu gerçeğe boyun eğecektir, yada inatla etrafındakilerle boynuz tokuşturacaktır.

Aager bir an geri dönüp, bir çift suçluyu sorguluyormuş gibi terletmeye çalıştığı yaralı izci kuzenlerden özür dilemeyi düşünür ama bundan vaz geçer.

Bu işi zamana bırakmayı tercih eder ve zaman aralarını ya düzeltecektir, yada düzeltmeyecektir.

Karalar içindeki genç adam bulgularını —yada bulmadıklarını— Şerif Standorin’le paylaşmak için, son yirmi küsur yıldır bu ormana musallat olan kurt müptelasından kurtulmuş olmanın verdiği mutluluk ve neşeyle herkesin toplandığı büyük kamp ateşine doğru meyleder..

..ancak ayağı ‘çın’layan bir şeye çarpar.

 

Aager gece karalığında neyi tekmelediğini tam olarak göremez.

Sessizce eğilir ve tekmelediğinde ‘çın’layan şeye bakar..

..ve

‘Huh!’, diye ünler.

 

Sonra..

 

yavaşça..

 

kınıyla birlikte çadırın önüne bırakılmış..

 

 

hançerini alır..