Showing: 1 - 5 of 5 RESULTS

Pis İş

 

Timeline:

Grubun, Themalsar harabelerine girmiş olmaları üzerinden kısa bir zaman geçmiştir. Bu hikaye, Merisoul Xyrotwu, Darly Dor ve Lorna Feymist ile karşılaşmalarından kısa bir süre sonra gerçekleşmektedir.

 

 

Neredeyse herkes, uzun ve kanlı bir savaştan sonra yorgun, kirli, kan ve ter içerisinde, oldukları yere çökmüştür. Buna istisna oluşturan iki kişi ortalıkta dolaşmaktadır.

Lady Magella teker teker bir yandan herkesin aldıkları yaraları temizleyip sararken, bir yandan da onları dikkatsizliklerinden dolayı azarlamaktadır.

Diğer istisna ise Aager’dir. Elinde kanlı bir bıçakla, yerde yatan cesetlerin öldüklerinden emin olmaktadır!

Udoorin, Aager’e yüzü buruşuk bir ifadeyle, “Lütfen keser misin şunu?! Öldüler işte!”, diye oldukça sesli bir şekilde homurdanır.

“Lütfen sen de öldürürken düşmanı dörtten daha az parçaya ayırır mısın? Şuna bak! Kafasını kesmişsin, göğsünü yarmışsın, yaratığın bir eli, bir kolu, bir bacağı ve bir de ayağı eksik!”, diye hırlar Aager.

Udoorin, arkada oturmuş grubun diğer üyelerinden birine doğru hızlı bir bakış atar, yüzü kızarır ve Aager’e diklenme hatasında bulunur; “Vurdum ve ölmedi. Ne yapsaydım yani? Beni geçip arkadakilere zarar vermesine izin mi verseydim?”, diye kendisini biraz fazla cesurca savunur.

Aager istifini hiç bozmaz, ancak önündeki son cesetle işini bitirdikten sonra Udoorin’e döner. “Yaratığın başını kesip göğsünü yardıktan sonra geri kalan parçalarının seni aşıp da arkadakilere nasıl zarar verebileceğini düşünemiyorum. Deniyorum ama bunun olası olduğu bir senaryo bir türlü gelmiyor aklıma”, der soğuk bir sırıtışla. Ve sonra acımasızca ekler, “..ama herkesin hafızasında kalıcı travmalar bıraktığına eminim.”

Udoorin’in yüzü kararır. “Herkesin tarzı farklıdır!”, diye kendisini savunmakta ısrar eder.

Aager işaret parmağı ile yerdeki ‘bütün’ olan cesetlerden birini gösterir; “Moira; boğazda bir inçlik, kılıçla yapılmış kesik! Tertemiz.” Bir başka bütün cesetlerden birine işaret eder; “Alnında bir delik. Laila. Tek atış. Beyin fonksiyonlarını anında bitirmiş. Temiz.”. Ardından kalan diğer cesetlere işaret ederek; “Bremorel; kalbe isabet etmiş bir kılıç. iki buçuk inç derinliğinde. Yanık delikler, Gnine. Arkadan, böbreğe isabet etmiş bir darbe, Darly. Kafatasının arkasındaki soğancığa atılmış bir çizik, ben. Yarım inç..” Sonra tekrar aynı cesetleri göstererek; “Temiz, temiz, temiz, temiz!”

Gözlerini kısarak Udoorin’e feci bir bakış atar, “Ortada eli, kolu, bacağı ya da başı eksik en az yedi ayrı ceset var. En az diyorum çünkü parçaları kafamda bir araya getirdiğimde, artan parçalar var!.. Eksiği anlarımda, ARTMASI NEDİR?!

“Sen ve o salak kız.. Bir tane bile temiz iş çıkartamamışsınız.”

Udoorin, profesyonelce yapılmış bu teknik analiz karşısında yüzü biraz daha kararır. Ama Aager’in son sözleri, gözlerinin kısılmasına ve topuklarından ensesine kadar bir hiddetin yükselmesine sebep olur.

“Hangi kız dedin?”, diye fısıldar soğuk bir şekilde.

Aager, Udoorin’in hiddeti karşısında oralı bile olmaz. Yerde yan yana yatan üç cesedi gösterir. “Şuna bak. Apış arasından saç hizasına kadar tek, bir yardalık otopsi açılımı.. EVET YARDA DEDİM! Üçü de aynı. Apış arasından saç hizasına. Hepsi de aşağıdan yukarı doğru. Bu ne anlama geliyor biliyor musun?”

“Hepsinin aynı şekilde öldüğü?”, diye burnundan solur Udoorin.

“Aferim. Eminim baban, senin bu gözlem yeteneğinle gurur duyardı!”, der Aager büyük bir hiciv gösterisiyle.

Udoorin’in yüzü iyice kararır.

“Ben sana söyleyeyim görmemekte ısrar ettiğin şeyi; hepsinin, AMA HEPSİNİN, ölmeden önce ilk ve son hissettikleri şey, ilk kesilen yerleriydi!”, der Aager ekşi bir şey yemiş gibi dudaklarını bükerek.

Udoorin bir an Aager’in ne demek istediğini anlamaya çalışır. Sonra birden “Ooooooof!”, diye ayılır. Yüzünde, sanki kendi canı yanmışcasına bir ifade oluşur ve doğal koruma içgüdüsüyle iki eliyle de önünü kapatır.

“İşin kötü yanı, üç cesette de aynı yara izleri mevcut. Belli ki kızın bildiği tek saldırı tekniği bu.”

Udoorin defansif bir şekilde, “Olabilir. Ama etkili olduğu kesin.”, der. Sesinde saklayamadığı bir gurur vardır. Udoorin’in sesindeki bu ayrıntı Aager’in dikkatinden kaçmaz; “Olm sen salaksın!”, der ve acımasızca ekler, “Kız mızrak mı kullanıyor, süpürge mi, belli değil!” ve Udoorin’in itiraz etmesine fırsat vermeden Aager konuyu kapatır; “Görüyorum ki bana laf yetiştirecek kadar enerjin var.. Güzeeeel.. O zaman gel ve eserlerinizi toplamama yardım et. Burada dinleneceksek, bu cesetlerin buradan gitmeleri gerekiyor.”

Udoorin, Aager’e pis bakışlar atarken Aager ise ona yakıcı bir sırıtışla karşılık verir, “Sen başları, elleri, kolları, bacakları, ayakları ve hazır başlamışken, kızın geride bırakıp, kaldırma zahmetinde de bulunmadığı kadavraları toplarsın. Gerisini ben hallederim.”

 

 
 

“Clandestine Toplantı”

 

Timeline:

* clandestine: gizli, gizli kapaklı,
genelde CIA gibi kurumlar için kullanılan bir terim.

Hikaye, Themalsar zindanlarının altındaki devasa mağarada yer almaktadır. Darly Dor’un Serenity Home saldırısında gerçekleştirdiği istemsiz rol dolayısıyla grup içerisinde ciddi bir sorun oluşturmaktadır. Yargılanmak üzere, özellikle Udoorin ve Moira’nın onu Serenity Home’a geri götürmeleri gerekmektedir. Ancak gruptaki herkes bunun olması halinde, Darly’nin bir darağacında sallandırılacağını bilmektedir.

Aager’in aklında ise bir başka seçenek daha vardır. Ne var ki bunu uygulama noktasında yardıma ihtiyaç duyar. Yardımcı olabileceğini düşünerek, Udoorin’i planına dahil etmek ister.

 

 

Bir şeylere canı sıkılmış olmanın yanı sıra, biraz da dağınık haldeki düşünceleriyle uyuyormuş numarası yaparak battaniyesinin altında az ilerideki grubun diğer üyelerinin seslerini dinlemektedir. Sesler yavaş yavaş kendilerini daha sakin bir havaya bırakırken o, uzun bir süre canını gerçekte sıkan çıkmazı düşünür. Bir an sıcak battaniyesinde kalıp son zamanlarda eksikliğini daha çok hissettiği uykuya dalıp dalmama konusunda kararsız kalır.

Aager sessizce battaniyesinden kendisini sıyırır ve ayağa kalkar.

Kamp ateşi çoktan sönmüş olmasına rağmen dibindeki cılız kor, kendisi gibi gözlerinden çok, hislerine ve içgüdülerine güvenen biri için fazlasıyla yeterlidir. Etrafına temkinlice bakınır ve otuz – otuzbeş adım ilerideki devasa doğal sütunun dibinde oturmuş, ince fiziği, uzun, kömür siyahı saçları ve arada bir göz kırpan altın zincirleri ile kendisini ele veren kızı farkeder.

Lorna Feymist, bir avucunda tuttuğu çok silik bir ışık halesi ile, diğer elinde tuttuğu bir kitabı okumaktadır. Kızın kitaba bayağı dalmış olduğunu görünce biraz sinirlenir. Onunla daha sonra, nöbetteki birinin dikkatini saçma sapan kitaplara değil etrafına vermesi gerektiği ile ilgili bir konuşma yapması gerektiği üzerine zihinsel bir not düşer.

Sonra diğer nöbetçiyi arar; Merisoul Xyrotwu!

Hangi gerizekalının, Merisoul gibi güvenilmez ve başına buyruk bir kızı nöbetçi olarak önerdiğini merak eder bir an.

Biri oturmuş etrafıyla değil, elindeki kitaba dalmış, diğeri ise kim bilir nerede, hangi abuk sabuk işlerle uğraşmaktadır.. İçinden, ‘Ben olsam bize şimdi saldırırdım, bu avanaklar ne olduğunu anlayıp bizi uyandırıncaya kadar, grubun yarısından fazlası ölmüş olur zaten’, diye geçirir..

Canı, kalkmadan önceki halinden daha da fazla sıkılmış olsada, istifini bozmaz ve karanlığın içerisinde hedefini aramaya başlar..

..ve ahmağı Lorna’nın oturduğu yerin hemen ilerisindeki iri battaniye yığınında bulur!

Evet, ahmak.. gerçekten de ahmak!, diye geçirir içinden.

Grup dinlenme kararı aldıktan hemen sonra kendisine, herkes uyuduktan sonra çok önemli bir mevzuyu konuşmak istediğini söylemiş olmasına rağmen, çocuk gidip kimsenin dikkatini çekmeyecek, biraz uzakta bir yerde yatacağına, neredeyse kızın ayaklarının dibinde uyumaya karar vermesindeki mantığı alıp boğazlamak ister.

Sessizce ve olabildiğince dikkat çekmeden uyuyan iri adama doğru yaklaşır, bir eliyle adamın ağzını kapatır, diğeriyle de onu sallar..

Adam uyanmaz.

Aager onu tekrar sallar ama adamdan sadece derin homurtular gelir..

Aager adamın kulağına kadar eğilir ve “Udoorin..”, diye dişlerini gıcırdatarak hırlar.

Udoorin bir anda gözlerini açar ve Aager’in yaymakta olduğu ölümcül bakışlarıyla yüz yüze gelir ve kasılır ancak Aager hissettiği kızgınlığı bastırır ve ona tehditler yağdırmakla vakit harcamaz. Tek parmak işaretiyle kendisini takip etmesini söyler.

 

✱ ✱ ✱

 

Yeterince uzaklaştıktan sonra Udoorin, Aager’e döner ve yüzü biraz kızarmış bir şekilde, “Özür dilerim, dalmışım. Biliyorsun, yorucu bir gündü..”, diye mırıldanır.

Aager, keskin bir el hareketiyle konuyu kapatır. Lorna’nın, Udoorin’in gürültüsünü duymamış olmasını hem hayret verici, hem de biraz ürkütücü bulur. Çok kısa bir anlığına istemsizce, onun gibi elit bir yaratığın, pahalı ipekler içerisinde yumuşak bir yatakta değilde böylesi bir yerde ne işi olduğunu merak eder. Zincirleme bir kaza gibi ister istemez ikinci bir merak zihnine saplanır; onun gibi elit bir yaratığın, bu ahmakta ne bulmuş olabileceği..

Aager manalı bir şekilde, “Konuşmamız gereken bir mevzuu var!”, diyerek lafı uzatmadan hemen konuya girer.

“Umm.. neden ki? Demek istediğim, bu konunun seni ilgilendirdiğini hiç de düşünmemiştim.”, diye cevap verir Udoorin, biraz sıkkın bir şekilde.

Aager’in sesi biraz sertleşir ve “Tabiki beni ilgilendirir. Baban seni bana emanet etti. Ve senin bir sonraki şerif olmanı umuyor. Genç yaşta şerif olabilen birinin, ileride daha da çok yükselme potansiyeli var.”, diye haşlar Udoorin’i.

Udoorin birşeyler mırıldanır.

Aager, Udoorin’e soğuk bir bakış atar. Udoorin mırıldanmayı keser.

Aager “Ortada ciddi bir sorun var ve benim tercihim bu sorunu Serenity Home‘a geri dönmeden halletmek yönünde.”, diye konuya tekrar döner.

Udoorin, suratında tam bir şaşkınlık ifadesiyle “Nasıl yani?”, diye sorar.

“Bir şekilde diğerleri farketmeden halletmemiz lazım. Sessizce. Bu iş kasabaya kadar giderse, sonuçları hiç iyi olmaz.”, diye kesin bir ifadeyle konuşur Aager.

Udoorin sadece sessiz bir şaşkınlıkla Aager’e bakar.

Aager: “Kasabalılar onu gördükleri anda ona saldırırlar..”

Udoorin’in gözleri bir anda alev alır ve tüm devasa cüssesi ve kaba gücünü yumruklarında ve sesinde toplamışçasına vahşi bir ifadeyle, “Bir denesinler bakalım. Hepsini paramparça ederim!”, der. Sesi, hiddetinden dolayı açıkça bir şekilde titremektedir.

Aager, Udoorin’in tepkisine biraz şaşırır.

Udoorin’in sesi kontrolsüz bir öfkeyle neredeyse kükreme eğilimi göstermektedir: “Ona dokunan olursa kafalarını koparırım!”

Aager iyice şaşırmıştır. “Sen iyi misin?”, diye sorma ihtiyacı duyar bir anda. “Gösterdiğin tepki biraz fazla gibi!”

..ve Aager bir anda kafayı sıyırmış, suratı kıpkırmızı olmuş, gözlerinde öldürme isteğinden başka bir şey olmayan bir Udoorin ile yüz yüze olduğunu fark eder ve istemsizce bir adım geri atar. “Ne oluyor sana? Ne bekliyordun ki? Onun gibi birine ne olacağını sanıyordun? Ama zaten kaçınmak istediğimiz şey de tam olarak bu..”

Aager, hiç hoşlanmadığı bir şeyi yapmak zorunda olan biri gibi yüzünü ekşitir, “Ona birşey olmasını istemiyorsak, kasabaya gelmesini baştan engellememiz lazım”, der.

 

Udoorin, bir anda kaskatı kesilir.

 

Aager kesin bir ifadeyle, “Onun kasabaya gelmesi gerekmiyor ama senin gerekiyor. Onu salmamız lazım. Bir şekilde ayrılması gerektiği fikrini kendisine çıtlatmamız lazım. Ve bunu ivedilikle gerçekleştirmemiz gerekiyor.”

Udoorin’in hiddeti bir anda kendisini terkeder. Yerine sanki içi boşalmış sonrada taşlaşmış biri gibi, öylece yerinde kalakalır. Onun hayatta olduğuna delalet eden tek şey, gözlerinde oluşan puslu bakışlardır.

Boğuk, çatlak ve küçük bir çocuğun sesiyle, “Ama hayır..”, diye fısıldar.

 

Aager, bir kaşı kalkmış Udoorin’e öylece bakar ve bir anda ayılır. Boğazına kadar gelen ani kahkahayı ‘hık’layarak bastırır.

 

Darly’yi bu kadar sevdiğini bilmiyordum.”, der!

Udoorin, Aager’e öylece bakar. Uzun bir süre..

Darly?“, diye ruhunu teslim etmiş bir ses tonuyla sorar.

“Evet Darly.. Kimden bahsettiğimi sanıyordun?, diye acımasızca sorar.

Udoorin başını yere eğer ve kıpkırmızı olmuş yüzünü saklar.

“Olm sen salaksın..”, der Aager Udoorin’e. Ne var ki sesinde beklenmedik bir şefkat tadı vardır. Kendisini de bu beklenmedik ‘şefkat’ hissi karşısında şaşırmıştır.

Bir an geriye bakar, hızlıca son birkaç haftadır yaşadıklarını gözden geçirir ve hangi olayın, kendisinde ‘şefkat’ kadar aptalca bir duyguyu uyandırmış olabileceğini bulmaya çalışır çünkü oldum olası şefkat, sevgi, bağlılık gibi şeyleri ahmaklara özel bir lüks olarak görmüştür.

Geçmişe dair tuttuğu zihinsel notları arasında bir anda aradığı şeyi bulur.

Aager’in aklına sadece bir olay gelmiştir..

Yüzü kararır ve kendi kendine, “Daire tamamladı. Herşey döndü dolaştı, o noktaya geldi. Ne salakça bir durum.”, diye acı bir şekilde geçirir içinden.

Sonra silkinerek bütün duygularını resetler ve Udoorin’e döner. Bir an ona ‘Olm, onun gibi bir kız, senin gibi bir ahmakta ne bulabilir ki?’, diye Udoorin ile dalga geçmek ister ama nedense onun bu istemi dışarı çıkmaz. Az evvelki buruk ifadesini mimikler ve aynı soruyu kendisine sorar, ‘Olm, onun gibi bir kız, senin gibi birinde ne bulabilir ki?’

Aager dişlerini gıcırdatarak zorla kendisini toparlar ve Udoorin’e, “Darly’yi kasabaya götüremeyiz. Onu hapse atmazlar. Kimliği ortaya çıktığı anda onu linç ederler, sonrada en yakın ağaçta sallandırırlar. Her ne kadar ondan hoşlanmasamda, elinden geldiğince bize yardım etti. Bizi arkadan vurmadı, kaçmaya çalışmadı ve her fırsatta bizim adımıza kendisini tehlikeye attı. Bence ikinci bir şansı hakkediyor ve o şansı kasabada bulamaz.”

Udoorin, biraz önce yaşadığı duygusal iki uç noktadan sonra hala kendisine gelememiştir. Aager’in söyledikleri ona sadece çok uzun bir tüneldenin diğer ucundan duyulan anlaşılmaz mırıltılar olarak gelmektedir.

Uzun bir sessizlikten sonra Aager, “Evet.”, der ve kesin bir ifadeyle, “Onun kasabaya gitmesini bir şekilde engellemeliyiz. Ama onun kaçışında bizim parmağımız olmamalı. Olur da bir şekilde bu açığa çıkarsa, senin onurun biter.”

Udoorin bunu duyunca bir an kendisine gelir ve kaşları havada, “Ya senin onurun?”, diye sorar.

Aager, Udoorin’e uzun bir süre sessizce bakar, sonra sert ve hırıltılı bir sesle, “Benim gibilerin onuru olmaz. Sadece arkamızda bıraktığımız cesetler vardır..”, der.

Udoorin, kendisinden hiç beklenmedik – ya da gerçekte her zaman orada olup da sadece dışa pek yansıtmadığı – bir sağduyu ile, “Babam için pek çok kişi, birçok şey söyledi. ‘Aptal’ bunların arasında hiç yer almadı.

Babam güvenmediği birisine arkasını dönmez. Hele sağ kolu hiç yapmaz. Babam, onursuz birine de asla güvenmez. Ne kadar istememiş olsamda, annelik yapması için de güvenmediği, onursuz birisini de benim başıma dikmez”, der. Alt çenesini ileri çıkarmış, dudaklarını pörsütmüş ve yüzünde ‘bu konuyu ölümüne tartışmaya hazırım ve benim ne kadar inatçı olduğumu da bilirsin’, yüz ifadesi belirmiştir.

Tam Aager buna bir cevap verecekken, karanlığın içerisinden yumuşak, mutlu bir ses gelir; “Herkesten uzakta, karanlığın içinde, fısıltılarla yapılan bir toplantı.. bu bir ‘clandestine toplantı’ değilse ben de bir iblis değilim.. Yani, bütün klişelerini barındırıyor!”

Hafif kanat sesleriyle Merisoul, Aager ve Udoorin’in, yanına konar, küçük elini Udoorin’in yanağına değdirir. Bunu yapabilmek için, ayak parmaklarının üstünde durmasına rağmen yine de uzanması gerekir ve ancak zorlukla bunu başarır. Yumuşak, içten ve gülümseyen bir sesle, “Sen tam bir şapşalsın.”, der.

Udoorin, Merisoul’a öylece baka kalır.

Aager ise, ‘Evet. İşte şimdi her şey boka sardı’, diye geçirir içinden.

Merisoul, sanki Aager’in zihninden geçenleri okumuş gibi, küçük omuzlarını silker. “Gizli toplantılar ve gizli planlar yapmak istiyorsanız, bunu asla karanlık ve kuytu yerlerde, fısıldaşarak yapmayın. Açıkta ve gün ışığında yapın ki, kimse hiçbir şeyden şüphelenmesin. Siz ölümlüler bunu öğreninceye kadar.. sanırım ölmüş oluyorsunuz!”, der sakin bir şekilde..

Özellikle son zamanlarda Aager, burnunu ait olmayan her şeye sokan bu yaratık ile her muhatap olduğunda dişlerini gıcırdattığı gibi, yine kasılmış dişleri arasından, “Merisoul. Git. Sadece git!”, der.

Merisoul şaşkın ve ‘ben daha bir şey yapmadım ki’ ifadeyle, “Ama neden?”, diye sorar.

“Çünkü bu ‘klişe clandestine toplantıda’ sana yer yok. İhtiyaç da..”, diye hırlar Aager.

Merisoul burnunu havaya kaldırır ve ‘hıf’lar, “Sana katılmıyorum.”

Aager, şelaleye karşı boşa kürek çektiğinin farkına varan, ancak o kürekleri yinede çekmekten başka da bir seçeneği olmayan birisinin yılgın azmi ile kendisini yineler, “Merisoul. Git..”

Merisoul’un yüzünde beklenmedik bir ifade belirir.. Tam olarak olmasada, yine de korkuyu andıran bir ifadedir bu. Titrek bir sesle, “Lütfen bana üçüncü bir defa ‘git’ deme”, der. Sesinde emir değil, belli belirsiz bir yalvarış ile altı çizilmiş bir rica vurgusu duyulur.

Aager duraksar. Mesleği icabı büyülerden biraz anlasa da burada olan şeyin onu aştığını farkeder.

Bununla beraber hafızası ona, 3 ve 7 gibi bazı özel sayı ve rakamların, büyü kuramlarında ve kullanımlarında önemli olduğunu ve şeytanları, iblisleri ve feyleri def etme ile ilgili bir şeylerle de alakası olduğuna dair bir takım bilgi kırıntılarını hatırlatır.

Bir anda, Merisoul ile ilgili pek az şeyin göründüğü gibi basit olmaya bileceğine dair bir hisse kapılır. Aslında, bu garip kız ile ilgili neredeyse hiç bir şey bilmedikleri gerçeğine ayılır. Sakin bir şekilde, “Sanırım konuştuklarımızı duydun.”, der.

Merisoul az önceki halinden anında sıyrılmış, mutlu bir ifadeyle, “Tabii ki”, der. “Fısıltıların, sessizlikte ne kadar uzağa gittiğini tahmin bile edemezsiniz.”

“Özellikle de dinleyiciler tam tepemizdeyken”, diye homurdar Udoorin.

“Çok doğru!”, diye güneşin doğuşu gibi hayat dolu, cıvıl cıvıl ve içten bir gülümsemeyle. Sonra da “Eeee?!”, diye ekler.

Udoorin: “Eeee ne?”, diye sorar.

“Eeee ne yapmayı düşünüyorsunuz?”, diye ikisine de meraklı bir beklentiyle bakar Merisoul.

Udoorin ve Aager ise ona değil, birbirlerine bakarlar. Udoorin, Aager’e ‘Sen uğraş bununla’ der gibi yalvaran bir bakış atar.

Aager derin bir nefes alır, tam durumu Merisoul ile tartışmaya hazırlanacakken, birden ayılır; “Senin bir çözümün var zaten!”

Merisoul’un koyu altın rengi kaşları yay şeklinde havaya kalkar. “Uuuuuu, sen kesinlikle pek zekisin. Seni neden takıntı yaptığı anlaşılıyor”, diye gülümser.

Aager’in yüzü kızarmaz. Sadece kararır.

“Merisoul. Seni göndermek istemiyorum.”, der sabırlı bir şekilde ve işaret parmağı ile havada bir çizgi çizer sonra da kati bir sesle ekler; “Ama bu benim sınır çizgim. Lütfen bu çizgiyi aşma!”

Merisoul alt dudağını dışa doğru pörtletir, “Ortada hiçbir anlaşma yok. Verilmiş hiçbir söz yok. Hiçbir aidiyet yok.. Dolayısıyla aşılmış bir sınır da yok!”, der ve yine burnunu hayava kaldırıp ‘hıf’lar. “Ama madem bu tavrı takınmak istiyorsun, peki o zaman. Evet bir çözümüm var. Ona gidip bütün sırlarınızı ifşa edeceğim ve o da bana inanacak.”

Aager, Merisoul’a bakar. “Hangi sırları?!” diye temkinli bir şekilde sorar.

Merisoul, “Onun duymak istemediği ama inanacağı tüm sırları!”, der ve geldiği gibi, karanlıkta kaybolur gider.

 

Udoorin, beceriksiz ve pek de sessiz olmayan, dramatik ‘sinsice yürüme’ hareketleriyle yerdeki battaniyesine geri döner. Başını, olması gerektiğinden daha da aşağı eğmiş Lorna’nın, iyi uyumakla ilgili bastırılmış bir iki mırıltısı duyulur.

Udoorin’in, yüzünde biraz şapşal bir gülümseme vardır ve bu gülümsemenin son yarım saat – kırkbeş dakika ile hiçbir ilgisi yoktur.

Aager, Udoorin’i uzaktan başını sallayarak seyreder. İçinden ‘Olm bir gün kral olabilirsin, ama asla bunu sessizce yapamayacaksın’, diye geçirir.

Udoorin’den sonra bir süre daha karanlıkta yalnız bir şekilde bekler. Sonra, tekrar yatmadan önce, Lorna ile ‘nöbet esnasında kitap okumak’ la ilgili yapması gereken tatsız konuşmayı gerçekleştirmek üzere, ona doğru yönelir. Aralarında yüz adım kala Aager, ensesindeki tüylerin diken diken olduğunu hisseder. Bir şeyin – karanlık bir şeyin – hemen yakınında olduğunu hisseder. Sakince bir elini kılıcına, diğerini de hançerinin üzerine doğru kaydırır.

Zifiri karanlığın içinden ölü, duygusuz olduğunu kadar da vurgusuz, hafif yankılı, metalik bir ses, “Buna gerek yok.”, der.

Aager, sesin geldiği yöne doğru başını döndürdüğünde, sanki zifiri karanlığın içinde, daha da karanlık bir şey varmış hissine kapılır. “Hanımefendim, işiniz bittiyse nöbeti devralmak isteyip istemeyeceğinizi merak ediyor. Kendisinin yorulduğunu ve elindeki kitabın da bittiğini size iletmemi istedi.”

 

 
 

“Sen iyi biri değilsin!”

Timeline:

Serenity Home saldırısından iki hafta kadar sonra ormandaki ilk karşılaşmalarıyla Aager – Inshala arasındaki, çoğunlukla “Sen iyi biri değilsin.” lerle sınırlı olan garip, ikilemlerle dolu ve birinin diğerini öldürmeye çalışması ile bitmesi muhtemel bir ilişkinin, bir şekilde başka bir istikamette gelişmesini anlatan bir hikaye.

Normalde hiçbir şart altında kendi iç dünyasını dışa vurmayan bu sessiz, tehlikeli, pragmatik ve genelde ölümcül anlamda da duygusuz biri olan Aager’in bakış açısından kendi iç dünyasında gerçekleşen, Aager’i oynatan kişi tarafından kaleme alınmış, bir iç hesaplaşmadır.

 

 

Sen iyi biri değilsin..

Bir ünlem değil bir tespitti sadece, ama bu dört kelime Aager’in beyninde çınlayıp duruyordu. Hiç de parlak olmayan geçmişinde bir çok hakarete maruz kalmışken bu basit cümleyi niçin aklından çıkaramıyordu ki?

Üstelik iyi olmak gibi bir çabası da yoktu genç hırsızın – mecbur kalmış ve bu mecburiyetler çerçevesinde de seçimler yapmıştı. Kısaca yalnız başına hayatta kalmanın kurallarını olabildiğince uygulamış biriydi.

Şerif ile arasındaki bağın kurulduğu o olaya kadar da yalnızdı. Hoş, daha sonra da bir çevresi olmamıştı – Şerif ile “karşılıklı bir anlayış” noktasına varmış olsa da, iş daha çok Aager’in pek de üzerinden atamadığı borçluluk hissine bağlıydı.

 

“Sen iyi biri değilsin…”

 

İlk olarak bu sözleri duyduğu an canlandı gözünde. Gergin bir savaş akabinde yapılan sonuç analizi sırasında bu komik saçlı, neredeyse ürkütücü seviyede vahşi kızın ağzından, garip bir şekilde masumane dökülen cümle.

O sırada çok önemsememişti Aager, belki de “kendisinden daha kötü” birilerinin ortalıktaki varlığı bu sözlerin etkisini gizlemişti, kim bilir? Tekrarlandıkça daha çok rahatsız etmeye başlamıştı. Bağıra bağıra söylenen bir cümle değildi.

Neredeyse fısıldarcasına.

İtham bile barındırmadan, sözün sahibinin parçası olduğu doğanın içinden sızarak, saklanılmaz yakıcı etkisini gösteren ince bir lav sızıntısı gibi içini dağlamaya başlamıştı, bu sözcükler.

Kendisi de biliyordu zaten, “iyi” biri olmadığını. Ama şu ana dek bundan sıkılmamıştı. Sonuçta “iyi biri olmamak” ile “kötü biri olmak” arasında önemli bir fark vardı. Peki, neden bunca yıl sonra bu söyleme karşı bir tez oluşturmak isteği duyuyordu içinde?

 

“Sen iyi bir değilsin…”

 

Hah!

Büyüdüğü asosyal cehaletin içinde yapayalnız kalmasın diye, Laila ile Bremorel’i – izci kuzenleri – onunla konuşmaya iten kendisi değil miydi, oysa? Hem de rahatsız olmasın diye kendini öne çıkarmadan (malum, iyi bir değildi ya kendisi!) yapmıştı bunu.

Ama o fazla zeki ve fazla sessiz iblis tohumunun gereksiz burnunu sokmaları olmasa. Hele bir de o 15 yaşına yeni gelmiş şehirdeki yeni yetmelerin dalga geçmek için vasatlaştırdığı yakıştırmayı kendi için kullanması..

“Aager, Inshala’yı seeeviiiyoooor… Hahaha…”

Suratı asıldı. Yok, daha neler!

Tamam, ciddi bir sorumluluk paylaşımı olmuştu Themalsar’ın hikâyesini sonlandırırken ama bu öyle ulu orta oluşacak, hele sokağa pis su döker gibi ağızdan dökülecek bir şey değildi ki!

Belki Inshala’nın hocasını kaybetmesinden sonra yaşadığı yalnızlık duygusu bir sempati, ardından bu yalnızlığın pençesinde debelenmek yerine, tek başına bir intikam yolculuğuna çıkması da bir takdir ve biraz da hayranlık oluşturmuş olabilirdi miydi kendisinde? Ama “sevgi” kuvvetli ve Aager’in pek de manasını çözebildiği bir sözcük değildi.

Kendisinin zeki biri olduğunu biliyordu. Sebep ve sonuç ilişkileri olmayan senaryolardan haz etmez, inandırıcılığını sorgulardı genç hırsız. Böyle bir hayat düsturu içinde bu tarz duygusal salınımlara da alışık değildi nihayetinde. Bu yüzden Laila ile girdiği yüzük tartışmasında mantığını anlatmaya çalışmıştı. Ama kendi açısından son derece mantıklı olan tezlerini dile getirirken, arkasından gene o fısıltıyı duymuştu;

 

“Sen iyi biri değilsin…”

 

Kasten öfke yansıtmaya çalıştığı zamanlar hariç duygularını kolay kolay teşhir eden biri değildi. Ama o tartışmada, bu fısıltı çok farklı hissettirmişti kendisini. Kafasının içinde demir dövülür gibi yankılanmıştı

“… iyi biri… iyi biri… iyi biri…”

Yüzü kızarmış mıydı acaba? Komik bir şekilde bunu düşünmüştü o an. Yüzük ve kullanım amacı, tartışmanın temeli bulamaca dönmüştü aklında. O an, o çok güvendiği sebep-sonuç zincirleri kırılıvermişti. Birden, içindeki yüzüğe karşı hissettiği istek de uçup gitmişti sanki. Anlatmaktan bıkmıştı mantığını Laila’ya ve bu sebeple de “Al madem öyle, ben istemiyorum” deyip, aslında hiç de fıtratında olmayan çocukça bir tavırla çekilmişti münakaşadan.

Anlatmak istediği kişi, daha doğrusu anlamasını istediği kişi – tartışmanın hedef noktası – bir anda kaymıştı çünkü bu, garip şekilde, içini sızlatan cümle ile..

 

“Sen iyi bir değilsin…”

 

Grubun arkasındaki yerini de bu yüzden terk ederek Inshala’ya yaklaşmaya çalışmıştı. Mantığını görmesini istiyordu. Yaptığının iyiyle kötüyle bir alakası yoktu. Herkesten çok Inshala’nın anlaması gerekliydi bunu, çünkü doğada da “iyi” ve “kötü” kavramı insanlardan farklı çalışmıyordu nihayetinde.

O anlamalıydı, bunu..

Ama Inshala, önce adımlarını hızlandırmış, sonra ise o çok sevdiği sinir bozucu sivri dişli kaplan kılığına bürünüp grubun önüne doğru kaçmıştı. Onca yaratıktan ve kötülükten kaçmayan druid, Aager’in konuşma çabasından kaçmak için oldukça seri davranmıştı.

Başı hafif önde, kendi içinde pek de hoşlanmadığı noktaları fark etmenin verdiği huzursuzlukla, yıkılmış tapınağın çorak arazisine çıkmıştı Aager, grupla birlikte. Bu huzursuzluk, kabul etse de etmese de, o kedi gibi parlak gözlerin bakışından ve yaşına göre daha olgunlaşmamış dudakların arasından dökülen sözcüklerden kaynaklanıyordu.

O sözlerin, başkasının ağzından çıktığında aynı etkiyi yapmama sebebi ise çocuksu bir yarı iblisin öylesine ortalığa döktüğü, küçümseyici bir dalga geçme tekerlemesinin nakaratında gizliydi;

“Aager, Inshala’yı seeeviiiyoooor… Hahaha…”

Doğudan yeni yeni yükselen sabah güneşinin ışığında, bu göz kamaştırıcı farkındalık uyandı Aager’in beyninde. Bir an daha önce fark etmemesine şaşırdı. Sonra, hafif eğri bir gülümsemeyle kabullenme sürecini başlattı aklında. Bir fırsatını bulup, konuşması gerekiyordu anlaşılan. Bu düşünce ile boğuşurken, Inshala’nın sesini duydu…

“Önce yapmam gereken bir şey var…”

– Nezih Dolmacı

 

(Bu hikaye, EXIT ile aynı anda gerçekleşir ve hemen sornasında da “Yapmam gereken bir şey var..” hikayesi gerçekleşir..)

 

 
 

A Bard’s Tale I
“Darly Dor”

Timeline:

Bu hikaye, Darly Dor’un kısa geçmişini ve grup ile karşılaşmasından birkaç gün öncesine kadar başından geçen olayları kendi açısından anlatmaktadır.

 

 

Darly Dor, ilginç bir şekilde Bari Na-ammen’den, yıllar önce Arashkan şehrindeki High Spires’a yönetici olarak atanmış bir High Elf (yüksek elf) baba ve tanınmış, aristokratik bir ailenin kızı olan insan anneden olmadır.

Darly, varlıklı ailenin tek evlatlarıydı..

Darly’nin neden evden kaçtığına yada atıldığına dair bir çok rivayet vardır. Bunlardan biri, onun babası hakkında bazı nahoş şeyler öğrenmiş, daha da kötüsü, görmüş olduğuna dair ve bu sebepten dolayı kaçtığı, bir diğeri ise (ve daha olası olan sebep) ise;

 

Can Sıkıntısı + Paranın Fazlası + Kötü Arkadaşlar = Darly Dor!

 

Sebebi her ne idiyse, Darly’nin ayrılması annesinin kalbini kırmıştır. Yıllar sonra bile Darly, geçirdiği nadir yalnız gecelerde annesini bitiren sebep olarak hep kendisini suçlamış ve bundan dolayı da utanç duymuştur.

 

Gel zaman git zaman, Darly pazarcılardan çürük elma çalmaya kadar düşer ve birileri onu fark etmemiş olsa, muhtemelen bir lağım sıçanı olarak, genç yaşta ölüp gitmiş olurdu.

Küçükken bile ne denli yakışıklı ve eli hızlı olduğunu fark eden, Arashkan Hırsızlar Loncası üyesi ‘Yaşlı Sansar’ onu bulur ve ona kol-kanat gerer. Yaşlı Sansar, Darly’yi tekil anlamda özel bir eğitimlerden geçirir,ve onu ait olduğu eski aristokrasinin üzerine salar.

Darly kısa zamanda birçok genç (her zaman da o kadar genç olmayan) zengin bayanı, mücevherlerinden ve pahalı takımlarından eder..

20’li yaşlarna kadar, sadecede güzel yüzü ve bayanlarla ağzı iyi laf yapan biri değil, üstlerine pıçak ve kılıçla olduğu kadar,hırsızlığın bir çok başka alanlarında da kendini ispatlamayı başarır.

Darly, genç olması dolayısıyla Hırsızlar Loncasında üst kademelere ulaşmasına daha yıllar vardır, ancak prestiji hayli yüksektir. Nevarki Darly’nin gözü zaten o kadar da yükseklerde değildir.

Onun için hayat keyif ve kadınlardan ibarettir ve günlerini karnı tok ve umarsız bir şekilde geçirmeyi tercih eder.

Darly için ikinci düşüş beklenmedik bir açıdan gelir.

 

Yaklaşık iki, iki buçuk ay önce bağlı olduğu hırsızlar loncası, çok, ama çok nadir bir şekilde
olduğu anlardan birini yaşar; şehir dışından gelen bazı kesiciler, pahalı bir iş için kendileriyle iletişime geçer ve hırsızlar loncasından, söz konusu iş için çevik, becerikli ve sessiz bir hırsızı ‘ödünç’ isterler. İş, uzaklardaki bir kasabadan bir şeylerin alınması ve yerine bir başka paketin bırakılmasından ibarettir!

Darly olaydan haberdar olduğu andan itibaren hep, o kadar uzaktaki bir işin ta Arashkan Hırsızlar Loncasına gelinmesini biraz garip bulmuş olsada, Loncanın isimsiz lideri, muhtelif sebeplerden dolayı işi çoktan kabul etmiş ve Yaşlı Sansar vasıtasıyla da kendisine bildirilmiştir.

Bütün becerilerine rağmen, Darly, Loncanın kendisine olağan dışı bazı müsamahalar gösterdiğinin de farkındadır. Bu sebepten ötürü bu garip ‘iş’i kabul eder.

Lonca kodamanları ne düşünürse düşünsün, Yaşlı Sansar, Dary’liye ısrarla temkinli ve uyanık olması gerektiğini, ve işin içinde kendilerine söylenmeyen bazı şeylerin olabileceğini telkin eder.

Darly, yeni katıldığı grupta kendisine arkadaş bulamaz ve aramaz da zira grubun geri kalanı, hiç sevmediği kesicilerden oluşmaktadır.

 

Grup, Arashkan’dan ayrılır ve ana yolları takip etmez. Sessizce ve saklanarak önce kuzeye, sonra da doğuya yönelir ve geceleride ateşsiz, soğuk kamp kurarlar.

Yola çıkmadan önce Darly’ye anlatılan plan aslında çok basittir: Serenity Home diye bilinen bir kasabada yaşayan, Tinkerdome adında bir cüce mucitten, yapmış olduğu bir icadı çalınacak, ‘ödeme’ olarak da adamlardan ikisinin devamlı kolladığı, uzun silindirimsi ‘paket’ bırakılacaktı.

Bundan sonra ise seri bir şekilde kasabanın hemen kuzeyindeki ormana doğru kaçılacak ve bir hafta kadar düz kuzeye gidilecek, orada ikinci bir grupla buluşulacak ve iki grup birleşip kasabanın 10-15 gün kuzey, kuzey doğusundaki, Themalsar denen bir harabenin yakınlarında bekleyecek olan birine teslim edileceklerdi..

 

Darly, “Bu mu basit plan?”, diye geçirmişti içinden..

Hırsızlar Loncasının birden fazla kolu vardı; sokak çocukları, yan kesiciler, şantajcılar, Darly gibi, diğer hırsızların züppe ve pembenin alaycı bileşimi olan “züppemsiler”, dayakçılar ve fahişeler gibi..

..ve gruptakilerin hiç biri bu kollardan değildir.

 

Bir kaç yıl önce aralarında gerçekleşen ve son derece kanlı biten çatışmalar sonucunda Araşkanda herhangi bir kesici loncası kalmamıştı.
Bu sebepten dolayı bu yabancılara Darly bir türlü ısınamamıştı..

Darly kesicilerden nefret ederdi.

Onun bu nefreti, planda gördüğü saçmalıklar ve boşluklar, kafasında birçok sorunun da oluşmasına sebep olmuştu; neden bir şeyin çalınması için bu kadar çok adam tutulmuştu ki? Neden bir şeyin çalınması için bu kadar uzaktan adam tutulmuştu? Dahası, neden bir mucit için bu kadar kesici tutulmuştu? Ve her şey bir yana, neden çok daha yakındaki -o bölgeyi iyi bilen- ve çalınacak şey her ne ise, onu çalabilecek birileri bulunmamıştı? Madem iş basit bir hırsızlık işiydi, neden en baştan herhangi bir kesiciye ihtiyaç duyulmuştu? Ve bu Themalsar harabelerinde buluşma işi de neyin nesiydi?

“Hangi salak bi harabede buluşur ki?”, diye kara kara düşünür Darly.

..ve neden ‘devamlı izleniliyorum’ hissi gün be gün artıyordu?

Bu kadar kesicinin olduğu yerde Darly gibi bir hırsıza ne gibi bir ihtiyaç duyulabilir di ki?

“Belki de ince hırsızlık, yan kesicilik, tüy tuzak yada hassas bazı kilitlerin açılması için benim yeteneklerime ihtiyaç duyacaklardır.”, diye düşünürken, sebebini ancak söz konusu kasabaya gelince anlar Darly..

Şerefsizler bırakılacak paketi son anda ona taşıttırırlar!

 

Darly paketin şekli dışında ne olduğunu çıkaramaz.. şekli ve fevkalade ağır olduğu!

Darly ve kesiciler kasabaya, kasabayı çevreleyen odun duvarları aşarak girerler ve genç hırsız bir kaç şeyi o anda farkeder; dışarıdan basit gibi görünen kasaba aslında şaşılacak kadar düzenli ve temizdir. Evleri gelişi güzel, boş bulunan yerlere kurulmamış, belirli bir düzene göre inşa edilmiştir. Çoğu evin, güzel, mütevazi bir bahçesi vardır ve evlerin hepsinin duvarları temizdir ve iç açıcı renklerle boyanmıştır.. Darly kasaba hakkında bu ve bunun gibi birçok ayrıntıyı fark eder. Bunlardan kendisini ilgilendiren en önemli ayrıntı ise, bir kasabadan beklenmeyecek derecede de temkinli bir güvenliğinin oluşudur.

Kesiciler oldukça sessiz ilerlemelerine rağmen, dört farklı noktada bekçiler tarafından fark edilmişler, ancak herhangi bir alarm veremeden etkisiz hale getirilmişlerdi.

İşte bu noktada Darly, kendisiyle kesiciler arasındaki açık farkı anlar ve neden kesicilerden nefret ettiğini hatırlar; kendisi gibi bir hırsız için ‘etkisiz hale’ getirmenin anlamı, ağır, içinde kurşun tozu olan bir kese yada en kötüsü bir odunla muhatabını yere yıkıp bayıltmak anlamına gelirken, bir kesici için bu, muhatabının boğazını bir kulağından diğerine yarmak anlamına geldiğini görmesidir.

Darly tiksinti içerisinde ağır paketi hedefine doğru taşır.

Kasabanın diğer tarafında garip, üç katlı, kubbemsi binaya yaklaştıklarında kesiciler hiçbir nezaket ya da incelik örneği göstermeksizin, kapıdan içeri dalarlar ve kısa darp seslerinden sonra ellerinde paçavralara sarılmış bir şeyle tekrar dışarı çıkarlar – biri Darly’ye işaret eder ve paketi binanın içine götürüp oraya bırakmanı söyler.

Sonra hepsi geldikleri gibi kaçarlar..

..ve bunu oldukça adice bir şekilde, Darly’yi beklemeksizin yaparlar.

 

Darly üç katlı, kubbeli binadan çıkıp kasabaya girdikleri noktaya daha ulaşamadan, arkasından gün ışığı kadar göz kamaştırıcı bir parlama olur. Genç hırsızın arkası parlamaya dönük olmasına rağmen gözleri bir anlığına kör olur ve genç hırsız tökezler..

..ve belki de hayatını kurtaran şey de bu olur zira parlamanın ardından gerçekleşen patlamayla, üç katlı binanın kubbesi tamamen ve hiçbir ön uyarı olmaksızın yok olur!

Patlama o kadar şiddetle gerçekleşir ki, Darly tökezleyip yere doğru meyletmemiş olsa, muhteme patlamanın şiddetinin tam etkisiyle muhatap olmuş olacakken, sadece, sanki dev, görünmez bir el onu alır..

..ve iki sokak ilerideki bir bahçenin ortasına bırakır!

 

Darly’nin gözleri kıpraşır, kulakları çınlar bir halde yerden kalkar ve arkasına bakmadan titreyen bacakları üzerinde zorlukla kasaba duvarlarına doğru koşar. Oraya vardığında ise duvardan inmek için kullandıkları ip merdivenlerin çoktan çekilmiş olduğunu görür.

Genç hırsız belinden çektiği bıçakları kullanarak kendisini yukarı çekerken ister istemez söylenir.

 

“Sanki birileri beni arkada yem olarak bırakmak istiyor..!”

 

Darly duvarı aşıp aşağı kendisini bırakmadan önce bir defalığına mahsus, mahvettiği kasabaya ve marifetine bakar..

..ve kasabanın, üç katlı o kubbeli binanın etrafındaki evlerin tamamını yerle bir olmuş olarak görür. Arkada bıraktığı silindir şeklinde pakette her ne var idiyse, gökyüzüne doğru, dikine, yüksek basınçlı, yeşilimsi ve ürkütücü bir ateşin harlayarak hala geceyi aydınlattığını görür.

Genç hırsız gördüğü manzara karşısında ister istemez dona kalır.

O anda içine, bu olayın burada bitmeyeceğine, sonuçlarının tahmin bile edemeyeceği kadar büyük olacağına dair bir korku düşer.

Ve kendisini gecenin karanlığına salar..

 

Darly, kesicilerle birlikte ormanda olaysız bir şekilde günlerce yol alır, ancak içindeki “birileri bizi izliyor”, duygusunu bir türlü üstünden atamaz.

Yılların oluşturduğu hırsızlık alışkanlıkları onda bazı keskin hislerin ve duyuların oluşmasına sebep olmuştur ve geçmişte yaşadığı bir çok tehlike ona bu duygularını asla kulak ardı etmemesini öğretmiştir.

Yaktıkları kasabadan ayrılmaları üzerine ormanda geçirmekte oldukları bir gece, bu hisleri genç hırsızın hayatını bir defa daha kurtaracaktır..

Hayatında daha önce hiç görmediği, kocaman, vahşi görünümlü kalabalık bir grup yaratık, kamplarını basar ve kanlı, acımasız bir mücadele başlar.

Başta kesicilerle omuz omuza verip bu yaratıklarla çarpışsada, Darly gözünün ucundan bazılarının kaçtığını fark eder..

Kahramanca çatışıp dramatik bir şekilde hayatını verme olayı asla genç hırsızın olayı olmamıştır; Darly hiç düşünmeden ve hiç sektirmeden savaşan kesicileri terkeder ve savaştan kaçar!

 

Kaçan kesiciler, çaldıkları şey dışında yük oluşturabilecek üzerlerinde ne varsa atıp gizli ve saklı bir şekilde ormanda yollarına devam ederler.

Darly, en kötüsünü arkalarında bıraktığını umarken bir kaç gece sonra aynı yaratıklar grubun kampına ikinci bir baskın daha düzenlerler.

Ancak bu sefer Darly hazırlıklıdır.

Darly bu baskında hiç beklemeden ve anında ormana kaçar.

 

“Nasıl bir planlamadır bu? Başından beri bir bokluk vardı bu işin içinde..”, diye hırlar genç hırsız sessizce kaçarken.

Darly yeterince uzağa gidemeden, yerde can çekişen bir kesiciyle karşılaşır. Belliki adam yaralı bir şekilde kaçmaya çalışmış ancak kan kaybından olduğu yere kadar uzaklaşabilmiştir.

Yaralı kesici yattığı yerden Darly’ye sırt çantasını uzatır ve kırık, fokurtulu bir sesle “Kaç burdan züppemsi! Al bunu ve kaç.”, diye hırlar acı içerisinde. “Diğer grubu bul ve onlara olanları anlat..

Bu baskınlar tesadüf değildi.. Bunun arkasında–”, diye devam ederken gecenin karanlığından uğursuz bir uğultuyla koca bir mızrak iner ve kesicinin göğsüne saplanır.

Darly adamın uzattığı çantayı kaptığı gibi kaçar ve ölen kesicinin suratında oluşan hayret, korku, acı ve şaşkınlık ifadesiyle vakit harcamaz.

 

Genç adam bir züppemsidir ama aynı zamanda da bir hırsızdır ve ancak hayatının çoğunu tehlikeli işler yaparak geçirmiş olmanın verebileceği bir ‘kaşar’a da sahiptir.

Buna rağmen hayatının hiçbir anında bu kadar korktuğunu da hatırlamaz.

“Lanet olsun! Bu ne ya..! Ben zengin kızları ve kadınları tavlarım. Pıçağımı, ‘kim hedefi vuracak’ – kumarında çekerim.. Yıllar önce bi salak dışında da kimseye pıçak çekmişliğim yok! Lanet, salak, geri zekalı, kıçı kuruyasıca herifler! – neye bulaştırdınız beni?!”

Darly, bu kesicilerle haftalardır yollardadır ve her gün ormanda onlarla yol almış, onlarla gecelemiştir ancak tam o anda artık şehirde olmadığını, dünyanın zengin kadınları mücevherlerinden etmekle sınırlı olmadığını, hayatının bir anda sona erbileceğini, babasını çok da umursamasa da, annesini bir daha göremeye bileceğini anlayıverir!

Üstünde ne kadar o güne değin önemli sandığı fiyakalı ipek gömlekleri, kadife pelerinini, pahalı yüzük ve takılarını, tarak, traş seti ve güzel kokulu parfümlerini aceleyle kazdığı bir çukura gömer ve züppemsiliğini bir kenara atıp paslanmış hırsızlık becerilerini çıkartır ve hayatta kalmak için bildiği her tekniği kullanmaya başlar.

Günlerce ormanda kuzeye ilerler ama o “izlemiyorum” duygusu hala onu terk etmez bir türlü.

Bir ara geri durup ormanı izlemeye alır ve yeni bir sorunu olduğunu anlar. Peşinde artık sadece o vahşi yaratıklar yoktur. Bir grup insan, cüce ve en kötüsü, şöhretlerini hayal meyal duyduğu ve “ormanda bir izciden asla kaçamazsın” atasözünü hatırlatan, iki de izci kızdan oluşan karma bir
grubun, arkasında bıraktığı kırıntı izleri takip ettiğini öğrenir.

Darly, bitmek bilmeyen şanssızlığına lanet eder ve tekrar kaçmaya başlar. Bütün bu olanlarda olumlu olan tek şey, ardından kendisini takip eden grup temkinlidir ve onu geceleri takip etmemektedir.

Genç hırsız, gece gündüz kaçar ve bildiği her türlü “leke sökme” tekniğini kullanır ancak o lanet olasıca izci kızlardan bir türlü kurtulamaz..

 

“Lanet şeyler.. bari çirkin olsalardı!”, diye geçirir içinden ama bir yandan da izci kızları takdir etmekten de kendisini alamaz zira ikisi de genç, güzel, kendilerinden emin ve vazgeçmez bir nitelikle onu takip etmektedirler.

İşin aslı, Darly söz konusu kızlar olunca ayrıntıları tek bakışta fark etmesini iyi bilen biridir. Söz gelimi kızlardan biri ince belli, hafif çekik gözlü – muhtemelen senin gibi bir yarı-elf, öbürü ise uzun boylu, uzun bacaklı ve son derece atletiktir..

“Belkide saklanmaktan vazgeçip onları çapkınlığım ile etkim altına alabilirim.”, diye yorgunluğunu dağıtmaya çalışır ama gerçekte bunun bir hayal olduğunun da farkındadır zira o “güzel” kızların hedeflerini yüz yardalık bir mesafeden delik deşik ettiğine açık bir şekilde müşahade etmiştir.

Muhtemelen ve ancak genç hırsızın oklarla doldurulmuş cesedine vardıklarında “Ayy yazık oldu ya.. Pek de şirin bi şeymiş”, derler, diye homurdanır içinden.

Darly bir şekilde kendisini takip eden grupla arasındaki mesafeyi korumayı başarır. Günler sonra diğer grupla buluşma yerine vardığında, kendisini kimsenin beklemediğini görür.

Genç hırsız bir an panikle karışık bir hiddetle “Hepinizin canı cehenneme!” deyip, yola devam etmeyi ve bulunduğu ormandan, bulaştığı pislikten ve tercihen yaşadıkları krallıktan olabildiğince uzaklarda bir yerlere gitmeyi düşünür.

Nevarki Darly bir gerçeği çok iyi bilir; hırsızlar arasında en değerli şey, kendi aralarında verdikleri sözdür ve sözünü tutmayan bir hırsıza tutması için ikinci şans verilmediğidir.

Darky beklediği her saat, onu takip edenlerin yaklaştığını bilse de, yine de beklemeyi tercih eder.

Ve en sonunda beklemesi sonra erer. İki hırpani adam, paldır küldür Darly’nin bulunduğu yere yaklaşır.

Gelen iki acınası kesicinin halini gören Darly içinden, “Ne amatör tipler bunlar yaa.. Alnınızda hedef tahtasıyla gezin bari..”, diye geçirir zira adamların çıkardığı gürültü, ölümleri için açık birer davetiye gibidir..

Genç hırsız, bir grup beklerken karşısında sadece iki tane, fena halde hırpalanmış adamla karşılaşınca ister istemez içinde hissettiği korku daha da artar.

İki taraf da tanışıp hikayelerinizi paylaştıktan sonra genç hırsız, korkularının gerçekte ne kadar ‘az’ olduğuna ayılır çünkü onlardan öğrendikleri hiçte iç açıcı değildir.

Darly, iki kesicinin hikayesini dinledikten sonra öylece kalakalır. Sonra derin bir nefes alıp, “Durun bi doğru anlamışmıyım..”, der. “Sizlerlerin de buradan on beş gün mesafede, ormanın batısındaki bir orman elf köyünün yakınlarında yaşayan yaşlı bir druid’den birşey çalıp buraya gelmeniz gerekiyordu ve malı çalıp kaçmatkansa, yaşlı adamı öldürmeyi tercih ettiniz, öyle mi? Off yaa.. sizler tam olarak ne kadar geri zekalısınız?Kimse size “mal kaldırma” işinde adam öldürülmeyeceğini öğretmedi mi?”, diye horlayarak bakar iki kesiciye.

“Çalmak başka, öldürmek başka.. çalan adama yapılan muamele ve ceza ayrı, cinayetin muamele ve cezası ayrıdır. Birinde bi tomar dayak yersin ve bir süreliğine hapse atılırsın. Diğerinde ise iş ipte biter! Her şey bir yana, hırsızlık için gittiğin yerdekileri öldürmek profesyonelce değil!”

Darly midesinin bulandığını hisseder. Eğitimin bir parçası olarak, en seri ve en etkili bir şekilde nasıl can alınır bilse de, bu hiç sevmediği bir şeydir ve bu iki dangalakla baş başa kalmıştır.

Darly, kendilerinin kasabadan çaldığı şeyin içinde bulunduğu çantayı kesicilere verir ve Themalsar denen harabelere doğru yola koyulurlar..

“Hangi salak bi harabede takas için buluşur ki?”, diye geçirir içinden.

İki kesiciden biri kaçarken düşmüş ve çenesini kırmış, diğeri ise yarılmış alnını pis bir paçavrayla sarmıştır. Başı sarılı olan kesici, kısık, muallak bir sesle başlarından geçenleri anlatır;

“Yola çıktığımızda on altı kişiydik. Sorunsuz bir şekilde yaşlı druid’in olduğu yere ulaştık ve gece olmasını bekledik. Bize yaşlı adamın tehlikeli olabileceği söylenmişti, biz de işi garantiye almak için onu kestik ve ’emaneti’ aldık. Hepi top yıldırım çarpmış bir odundu.. Yaşlı adamı kestikten kısa bir süre sonra, bir gece aniden baskına uğradık. Hayatımda hiç görmediğim kadar büyük orklar ansızın daldılar aramaza ve bizleri kesmeye başladılar. O kadar ani oldu ki, ayağa kalkıp silahlarımızı çekinceye kadar yarımızdan fazlasını öldürmüşlerdi çoktan.. Biz kaçtık, onlar da peşimizden geldi. Kedi fare gibiydik ve biz hep fare olduk.. Yetmiyormuş gibi, bir şey daha takıldı peşimize. Ne olduğunu asla göremedik ama çok büyük ve çok sinsi bir şeydi.. Ve hepsi ne için? Yanık bir odun parçası içinmiş..”, diye acı bir şekilde ‘hıh’lar.

Darly bu noktada adamın söylediklerine hayret etmekten kendisini alamaz. Anlattığı yaratıklar kendilerine saldıranlarla aynı gibidir ama o da hayatında bu kadar büyük, vahşi, güçlü ork görmemiştir. Dahası, orklar küçük, kendilerine karşılık veremeyecek gruplara saldırmayı tercih eden yaratıklardır. Ama en önemlisi ise orklar zekalarıyla bilinen yaratıklar değildiler. Bu yaratıklar ise hem zeki, hem kurnaz, hem de fevkalade organize bir şekilde hareket edip saldırmışlardı..

Darly olaya bir de başka açıdan bakar. Evet, kendisi kesicilerden hiç haz etmesede, onlar hırsızlara göre silah eğitimleri çok daha kapsamlı olurdu ve her zaman tetikte olurlardı.

Kendisinin bile bir kesiciye kendisini farkettirmeden yaklaştığını, çok şanslı koşullar altında düşünebilirken, bu yaratıklar, on altı tane kesiciye baskın yapabilecek kadar onlara yaklaşabilmişlerdi..

Genç hırsız bu düşünceyi oldukça rahatsız edici bulur zira cüsselerine rağmen bu devasa orklar, nokta atışı yapar gibi her iki grubu da bulmuşlar ve hiç tereddüt etmeden saldırmışlar, kendileri neredeyse hiçbir zayiat vermeden otuzu aşkın kesiciyi parçalamışlardı.

İşin ürkütücü yanı, iki farklı grup, iki farklı şeyi çalmak için gönderilmişler ve çaldıktan kısa bir süre sonra ikisi de müteahhit defa baskına uğramışlardı.

Darly o güne kadar dünya politikalarıyla pek de de ilgilenmemiş olsada, son iki haftada yaşadıkları bas bas “BU TESADÜF OLAMAZ!” diye bağırıyordur. Defalarca bu orkların baskınlarına uğradıktan sonra ve arkalarından gelen izcili grubu ekemedikleri sürece bu ormandan kurtulamayacağını anlayan Darly, o anda temkini boş verip ivedilikle malları teslim edip olabildiğince uzaklarda bir yerlere yerleşmeye kadar verir.

İki kesici ve bir hırsız, günlerce ormanda koşup harabelere doğru ilerler. Yolda daha fazla bir şeyle karşılaşmadan, karşılaştıkları şeylerden ise çarpışmaktansa saklanmayı, sinmeyi ve sürünerek uzaklaşmayı tercih ederler. Aç, susuz ve pis içerisinde üç adam en sonunda ormandan çıkarlar.

Nevarki Darly, temkinlidir zira geçen son bir kaç haftada olan olaylardan ve bu olayların gelişiminden oldukça keskin iki sonuca varır; birincisi, birileri onlara fena halde ihanet etmiş ve satmıştır, ikincisi ise “Daha fazla birilerinin köpeklerine yem olmayacağım!”, diyerek bu işin makul bir ‘takas’ ile bitmeyeceğine olan kati inancıdır.

Bu düşünce genç hırsızın zihninde bir kere yer ettikten sonra bir daha da aklından çıkmaz. Darly, bu düşüncelerini hiç tanımadığı ve güvenmediği bu iki kesiciyle paylaşmaz ve kendisini her an kaçmaya hazırlar.

 

İki kesici, bir hırsız o gece ormanın dışında kamp yaparlar. Darly uyuyor numarası yapar ve geceyi uzandığı yerden temkinli bir bekleyişe geçirir. Darly’nin bu temkini onu bir daha kurtarır..

Gecenin derin saatlerinde, iki kesicinin ortasında aniden kara cüppeler içerisinde biri peydah olur ve genç hırsız “Lanet büyücüler!”, diyemeden cübbelinin elinden ard arda yıldırımlar çakar ve bir kesicinin göğsünde koca bir delik açılır, diğerinin ise sol kolu ve kafasının sol yanı bir anda kömür oluverir..

Göz açıp kapayıncaya kadar iki kesici de ölmüştür!

Karalar içindeki adam kesicileri yıldırımlarıyla yakarken Darly beklemez.

Darly battaniyesinin altından yuvarlanır ve sessiz adımlarla gecenin karanlığında kendisini kaybettirir..

Saatler sonra geri döndüğünde iki kesicinin de mutlak bir şekilde ölmüş olduklarını ve çaldıkları mallarında gitmiş olduğunu görür. Genç hırsız bütün başına gelenlere ve getirenlere lanet eder ve hışımla söylenir;

“İşte bu yüzden harabelerde buluşulur… Gelip seni seyircisiz gebertsinler diye!”

 

Aç, susuz ve takatsiz bir şekilde ormana bakar Darly ve bir durum değerlendirmesi yapar, sonra da bir karara varır.

Ya tekrar ormana girecek ve ardından gelenleri bir şekilde atlatmaya çalışacak ya da onlara teslim olacaktır..

Ama Darly bu iki seçeneği de değerlendirmez.

Bitkin adımlarını hızlandırarak lanetli Themalsar haraberine doğru koşmaya başlar.

Açlığının getirdiği kramplarla canı fena halde kakaolu kek, yanında da sıcak bir fincan çay çeker. Ama o, gece boyunca hiç durmadan harabelere doğru koşar ve karanlıkta eski Themalsar tapınağından kalma yıkıntıların arasında bulduğu ilk deliğe saklanır.

Darly ancak sabah olduğunda saklandığı deliğin gerçekte bir delik olmadığını, sadece tavanı çökmüş, duvarları da yıkılmış bir bina olduğunu görür. Dahası, binanın içinde de bir çeşit giriş olduğununa ayılır.

Genç hırsız, girişi takip edince aşağı doğru inen merdivenleri fark eder.

 

Genç züppemsi bir şeye kati olarak inanıyordur; o lanet izci kızlar onu buraya kadar takip edeceklerdir ve onun kasabalarına yaptıklarını düşünülecek olursa, kendisine çok ihtiyacı olan o çayı ısmarlamayacaklarıdır..

“Off.. Çay!”, diye hayıflanır içinden Darly.

“Şu anda sıcak bir çay için nelerimi vermezdim ki?”, diye düşünür ama o sıcak çay için verebileceği pek de bir şeyi yoktur artık.

 

Darly yolun sonunda olduğunu en sonunda anlar. Kaçacak pek de bir yeri kalmamıştır. Ya orklar onu yakalayacak, ya da lanet izci kızlar..

“Gökler adına! O iki vahşi, gözü dönmüş kızların bana neler yapacaklarını düşünmek bile istemiyorum.”, diye acıklı bir sesle söylenir.

Darly o anda bir daha şeyi anlar.

Onu kurtaracak şey, hırsız oluşuyla alakalı marifetleri değil, bir züppemsi oluşundan dolayı elinde barındırdığı ‘ikna’ kapasitesidir.

Darly Dor, uzun yıllar boyunca kadırdığı onca zengin kadınlar üzerine kullandığı teknikleri ve yöntemleri gözden geçirir ve neredeyse tamamını çöpe atar zira o yöntemlerin hiç birisinin o iki vahşi izcinin üzerinde etki edeceğini düşünemez zira kandırdığı kadınların neredeyse hepsi şımarık, yalnız, canları sıkılmış ve pohpohlanmış salak kadınlardı.

Bu kızlar ise fevkalade ciddi, haftalarca takip edişlerinden, işlerini hiçte savsaklamayan, hayatlarında muhtemelen hiç pohpohlanmamış kızlardır!

Darly, bir şekilde iki izciyi, kendisini öldürmelerine engel olsa bile bunun yeterli olmayacağının da farkındadır zira izcilerle beraber gelen diğerleri de vardır.

Belliki özgürlüğü ve bir fincan çay için Darly gelenlerin hepsini ikna etmesi gerekmektedir.
İçinden, kendisini takip eden diğerlerini hatırlamaya çalışır; pek de espriden anlamayan biri gibi görünen bir dwarf, hafif salak olduğunu düşündüğün bir gnome cüce, neredeyse o lanet orklar kadar iri bi adam, hiç gülümsemeyen bir şövalye hatun (lanet bi şövalyeleri eksikti, ellerinden ondan da var!) ve ortalıkta sinsi sinsi dolaşan o karanlık tip.. muhtemelen bi kesici!

“Lanet kesiciler!”, diye geçirir Darly içinden ve kalıntıların arasında bulduğu merdivenlerden sessizce aşağı iner..

 


 

 
 

“Ama sen bunu hakediyorsun!”

Timeline:

Serenity Home saldırısından iki hafta kadar sonra, grup ormanda saldırganların  izini sürerken karşılaşıp tanıştıkları Inshala “la fey” Frostmane ile ilk kamp ateşlerini paylaşmaya başladıkları dönemde geçen bir hikayedir.

 

 

Inshala kamp yapıldığında, izci kızları hafif hüzünlü bir ifadeyle çalıların arkasından izler.

Aager’in yanına, arada bir sessizce sokulur ve kulağına, “Sen iyi biri değilsin!”, diye fısıldar.

Lady Magella‘ya genelde saygıyla yaklaşırken Moira ile ilk karşılaşmanızdan sonra hiç yaklaşmaz, hiç konuşmaz ve sanki kendisini her an yakacakmış gibi bir tedirginlikle onu olabildiğince uzaktan takip eder.

Uldoorin’e hiç ilgi göstermez. Gnine’a da burnunu kıvırarak bakar. Ona yaklaşmaz. Onunla konuşmaz. Ona dokunmaz..

Bir başka kamp gecesinde ise izci kızlara usulca ve çekingen bir şekilde yaklaşır, ıkına sıkına bir iki laf eder. Sonra Laila’ya; “Kıyafetini yanlış giyiyorsun” gibi garip bir laf eder ve onun, aldığı yaralar dolayısıyla yırtılmış gömleğini kaşla göz arasında bir büyü ile tamir eder!

İki gün sonra, Bremorel’e “Elbiseni yanlış giyiyorsun!” deyip kaşla göz arasında pantolonunun dizindeki bir yırtığı tamir eder..

Ertesi gün ise sessizce Aager’e sokulur; “Elbiseni yanlış giyiyorsun”, der ve ekler;

“Ama sen bunu hak ediyorsun!”